( (
GÖKMEN
Köşe Yazarı
GÖKMEN
 

GÜNEŞ, KENDİSİNE BAKMAYANI GÖRMEZ

GÜNEŞ, KENDİSİNE BAKMAYANI GÖRMEZ Bizim atasözü lügatımızda ‘mum dibine karanlık olur’ diye veciz bir ifadenin varlığı, sanırım hepimizin malumudur. Aslında ben şahsen, kendi adıma bu ifadeyi, özverinin zirvesi, fedakarlığın dibi olarak değerlendiririm her zaman. Düşünebiliyor musunuz, mum kendisi yanıyor, mum kendisi eriyor, mum kendisi etrafa ışık saçıyor, ama maalesef dibine, kendinin gövdesindeki yanıcı ve katı olan maddenin aziziliğinden mütevellit, ışık veremiyor ve dibine karanlık oluyor. Bu özveriyi, bu fedakarlığı izah etmek ve böyle bir anlayışa sahip olan yapılara gereken yardım ve kolaylığı sağlamak inanın hem insani, hem İslami ve hem de idare bir vazife olarak değerlendirmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Tarihimizi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiriyorum,  Mekke’den Medineye hicret eden ilk Müslümanları ( muhacirlere) düşünüyorum, Medine’de onları karşılayan müslümanları yani ( ensar)’ı düşünüyorum, Kur’anın ‘ sevdiklerinizden infak etmedikçe iyiliğe( birr’e) ulaşamazsınız’  ayetini düşünüyorum, Hz. Peygamberin ‘ komşusu aç iken tok yatan bizden değildir’ hadisi şerifini düşünüyorum, Ecdadımızın gerek kendi bünyesi içerisindeki ve gerek kendi sınırları dışındaki müslim ve gayri müslimlere yaptıkları fedakarlıkları düşünüyorum, Osmanlı şehirlerinin bir çoğunda ve özellikle hala nostalji düzeyinde hayatiyetini devam ettiren ‘sadaka taşlar’ını düşünüyorum, kuşların soğuk kış günlerinde soğuktan donup ölmemeleri için çeşitli adlarda kululan vakıfları ve dernekleri düşünüyorum, yine evlenemeyen gençler için hayata geçirilen ‘mehir vakıflarını ve derneklerini düşünüyorum  an itibari ile, devletimizin uzun süredir sürdürdüğü ‘ sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarını’ düşünüyorum  insanımızın nerde bir maduriyet görse, o maduriyeti giderme adına yaptırdığı han, hamam, kervansaray ve çeşmeleri düşünüyorum ve dahası ve dahası …  Bütün bunlar bizim inanın ne denli ‘Kadim bir Medeniyet’ tarihimizin olduğunu ve milli gelir itibari ile mazlum ve madur milletlere yardım bazında devletimizin yaptığı yardımlar noktasındaki Dünya liderliğimiz de göz önünde bulundurulduğunda, ne denli büyük bir Medeniyet Ülkümüzün olduğunu göstermektedir. İnanın bizim sarhoşumuzda bile, inanın bizim ayyaş ve berduşumuzda bile, inanın bizim en acımasız gaddarımızda bile iyilik yapma duygusu hep vardır ve olmaya da devam edecektir. Çünkü bu duygu bizim genetik kodlarımızda var, çünkü bu duygu, bizim zihni ve kalbi melekelerimizde var.   Onun için olsa gerek; bütün bu kumpaslar, bütün bu ayak oyunları, bütün bu vekalet savaşları, bütün bu gizli ve açık iğrenç ve kirli Bizans oyunları…   Zifiri karanlıkta, ıssız bir adada, hiç kimsenin olmadığı bir yerde, bütün vahşi hayvanların üzerinize saldırı yapmaya hazırlandığı bir atmosferde bizim; korkmadan, çekinmeden, özgüvenli, özverili, dimdik bir şekilde, vakur ve ağırbaşlı bir şekilde ve tabi ki emin adımlarla ufka, şafak’a doğru yürüyebiliyor olmamızı; bu milletin alicenap oluşandan başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir. Bu milleti, temiz bir kaynak suya benzetebiliriz. Kaynağı temiz, akış güzergahı temiz, deposu temiz, boruları temiz ve netice olarak musluktan akan su da temiz olacaktır. Zaman zaman kaynağın dışına çıkan, bundan dolayı kirlenen veya zaman zaman da kaynağın içine tali küçük kaynaklardan beslenmek suretiyle karışan sulardan dolayı kirlenmeler söz konusu olsa da, özü itibari ile bu su; temizdir, temiz olarak akmaktadır ve inşa Allah temiz akmaya da devam edecektir. Bu temiz kaynak temiz akmaya devam etsin ki, bu temiz kaynaklardan beslemeye devam etsin ki; ( bütün insanlık alemi hüviyetinde olan) insanlık gölümüz, insanlık denizimiz, insanlık okyanusumuz ve koskoca insanlık deryamız yani insanlık alemimiz temiz olabilsin ve temiz kalabilsin. Bu milleti aynı zamanda Güneş’e benzetebiliriz. Güneş, müthiş bir enerji kaynağı. Öylesine müthiş bir enerji kaynağı ki, sürekli ısı ve ışıkla besliyor bütün alemi. Bitkiler O’nun ışıkları ile hayat buluyor, yeryüzünde tabiat O’nun ışıkları ile neşv-ü nema buluyor, kış uykusuna yatan canlılar O’nun ısı ve ışığı ile yeniden hayat buluyor, Ay’ın dünyayı aydınlatması da Güneşten alınan ışık sayesinde mümkün olabiliyor. Düşünelim bir kere, en küçük bir iyilik yaptığımız bir insandan karşılık göremediğimiz zaman,  düşünelim bir kere, kendisine bir emaneti bıraktığımız kişi, o emanete ihanet ettiğii zaman,                       düşünelim bir kere, borç olarak kendisine yardımda bulunduğumuz kişi, vadesinde o borcu ödemediği  zaman, bizim tepkimizin ne olduğu aşağı yukarı bellidir. Böyle durumlarda, ya alacağımızı hukuki veya hukuk dışı yollarla tahsil etmeye kalkarız; ya yaptığımız iyiliklere karşılık, bir karşılık bekleriz; ya iyilik yapmayı keseriz veya en iyi halimizle karşılıksız vermeye devam ederiz ki bu, ancak Kur’an-ın ifadesi ile BİRR( iyi) olabilen ve çok nadir rastladığımız davranışlarımızdan olsa gerek.  Ailelerin direkleri vardır, sülalelerin direkleri vardır, köylerin direkleri vardır, mahallelerin direkleri vardır, şehirleri direkleri vardır, ülkelerin, milletlerin ve devletlerin direkleri vardır. Bu direkler sağlam bir zemine dikildiği takdirde, yağmurdan- kardan, selden-çamurdan, yıldırımdan-şimşekten, kpnvansiyonel ve nükleer silahlardan gelen her türlü saldırıyı bertaraf edebilir. Bu direklerin ayakta kalması, direğin gücü ve zeminin gücü ile doğru orantılıdır. Onun için tarihi simgeler ve semboller son derece önemlidir. Hemen hemen her yazımızda tarihe ve tarihi şahsiyetlere gereken saygının gösterilmesi hususunda hatırlatmalarda bulunmayı  milli bir görev telakki ediyorum. Çok gerilere gitmeye gerek yok, 28 Şubat 1997 Post-Modern Darbe sürecini değerlendirelim, 15 temmuz 2016 FETÖ Darbe girişim sürecini ele alalım, eğer zemin kaygan olsa, sağlam bir zemin üzerine inşa edilen yapımız olmasa, herhalde şu anki konumumuz çok daha vahim olurdu. Konya’mızın önemli değerlerinden biri olarak gördüğüm, Ali KÜÇÜK ama kendisi çok büyük olan hoca efendi, 06.11.2017 günü Rahmeti Rahman-a kavuşmuştur. Ali Küçük hocam, gerek Ribat Eğitim Vakfı bünyesinde ve gerekse bireysel etkinliklerinde mümtaz bir şahsiyetti. Kendisi,  ahde vefaya ve sıla-i rahime çok değer verirdi. Acizane Konya ili, Çumra ilçesi Apa Mahallesinde görev yaptığım zaman, kendisini daha yakından tanıma fırsatı bulduğum ali KÜÇÜK hocamı ( kendisi de Apa  menşeili biridir)  daha yakından tanıma bahtiyarlığına eriştim. Ayda bir kendi beldesine gelir, tabiri caiz ise sahip olduğu ilmin zekatını, sadaka-ı fıtrasını ve hatta öşrünü camide vaazı nasihat ederek öderdi. İnsanların kendi beldelerine yabancılaştığı bir zamanda, böylesine hiç kimsenin yönlendirmesine gerek kalmadan, yüksünmeden Rıza-i Bari adına yapılan bu etkinliği çok önemserdim. Bu milleti ve bu milletin mümtaz şahsiyetlerini yukarda da benzettiğim üzere Güneş gibi görmek gerekir. Ancak ister bu millet ve bu milletin değerlerinden yararlanmak isteyelim, ister bu milletin kazanımlarından, birikimlerinden istifade etmek isteyelim, ister bu milletin tarihi şahsiyetlerinden ilham almak isteyelim; eğer bu arzu ve talebimizde samimi isek, yüzümüzü bu millete ve bu milletin tarihi değerlerine yöneltmemiz gerekir. Zira, GÜNEŞ, KENDİSİNE BAKANLARI GÖRÜR, KENDİSİNE BAKMAYANLARI İSE ASLA GÖRMEZ.
Ekleme Tarihi: 09 Kasım 2017 - Perşembe
GÖKMEN

GÜNEŞ, KENDİSİNE BAKMAYANI GÖRMEZ

GÜNEŞ, KENDİSİNE BAKMAYANI GÖRMEZ


Bizim atasözü lügatımızda ‘mum dibine karanlık olur’ diye veciz bir ifadenin varlığı, sanırım hepimizin malumudur. Aslında ben şahsen, kendi adıma bu ifadeyi, özverinin zirvesi, fedakarlığın dibi olarak değerlendiririm her zaman.


Düşünebiliyor musunuz, mum kendisi yanıyor, mum kendisi eriyor, mum kendisi etrafa ışık saçıyor, ama maalesef dibine, kendinin gövdesindeki yanıcı ve katı olan maddenin aziziliğinden mütevellit, ışık veremiyor ve dibine karanlık oluyor. Bu özveriyi, bu fedakarlığı izah etmek ve böyle bir anlayışa sahip olan yapılara gereken yardım ve kolaylığı sağlamak inanın hem insani, hem İslami ve hem de idare bir vazife olarak değerlendirmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum.


Tarihimizi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiriyorum,  Mekke’den Medineye hicret eden ilk Müslümanları ( muhacirlere) düşünüyorum, Medine’de onları karşılayan müslümanları yani ( ensar)’ı düşünüyorum, Kur’anın ‘ sevdiklerinizden infak etmedikçe iyiliğe( birr’e) ulaşamazsınız’  ayetini düşünüyorum,


Hz. Peygamberin ‘ komşusu aç iken tok yatan bizden değildir’ hadisi şerifini düşünüyorum,


Ecdadımızın gerek kendi bünyesi içerisindeki ve gerek kendi sınırları dışındaki müslim ve gayri müslimlere yaptıkları fedakarlıkları düşünüyorum,


Osmanlı şehirlerinin bir çoğunda ve özellikle hala nostalji düzeyinde hayatiyetini devam ettiren ‘sadaka taşlar’ını düşünüyorum,


kuşların soğuk kış günlerinde soğuktan donup ölmemeleri için çeşitli adlarda kululan vakıfları ve dernekleri düşünüyorum,


yine evlenemeyen gençler için hayata geçirilen ‘mehir vakıflarını ve derneklerini düşünüyorum


 an itibari ile, devletimizin uzun süredir sürdürdüğü ‘ sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarını’ düşünüyorum


 insanımızın nerde bir maduriyet görse, o maduriyeti giderme adına yaptırdığı han, hamam, kervansaray ve çeşmeleri düşünüyorum ve dahası ve dahası …


 Bütün bunlar bizim inanın ne denli ‘Kadim bir Medeniyet’ tarihimizin olduğunu ve milli gelir itibari ile mazlum ve madur milletlere yardım bazında devletimizin yaptığı yardımlar noktasındaki Dünya liderliğimiz de göz önünde bulundurulduğunda, ne denli büyük bir Medeniyet Ülkümüzün olduğunu göstermektedir.


İnanın bizim sarhoşumuzda bile, inanın bizim ayyaş ve berduşumuzda bile, inanın bizim en acımasız gaddarımızda bile iyilik yapma duygusu hep vardır ve olmaya da devam edecektir. Çünkü bu duygu bizim genetik kodlarımızda var, çünkü bu duygu, bizim zihni ve kalbi melekelerimizde var.  


Onun için olsa gerek; bütün bu kumpaslar, bütün bu ayak oyunları, bütün bu vekalet savaşları, bütün bu gizli ve açık iğrenç ve kirli Bizans oyunları… 


 Zifiri karanlıkta, ıssız bir adada, hiç kimsenin olmadığı bir yerde, bütün vahşi hayvanların üzerinize saldırı yapmaya hazırlandığı bir atmosferde bizim; korkmadan, çekinmeden, özgüvenli, özverili, dimdik bir şekilde, vakur ve ağırbaşlı bir şekilde ve tabi ki emin adımlarla ufka, şafak’a doğru yürüyebiliyor olmamızı; bu milletin alicenap oluşandan başka bir şeyle izah etmek mümkün değildir.


Bu milleti, temiz bir kaynak suya benzetebiliriz. Kaynağı temiz, akış güzergahı temiz, deposu temiz, boruları temiz ve netice olarak musluktan akan su da temiz olacaktır. Zaman zaman kaynağın dışına çıkan, bundan dolayı kirlenen veya zaman zaman da kaynağın içine tali küçük kaynaklardan beslenmek suretiyle karışan sulardan dolayı kirlenmeler söz konusu olsa da, özü itibari ile bu su; temizdir, temiz olarak akmaktadır ve inşa Allah temiz akmaya da devam edecektir. Bu temiz kaynak temiz akmaya devam etsin ki, bu temiz kaynaklardan beslemeye devam etsin ki; ( bütün insanlık alemi hüviyetinde olan) insanlık gölümüz, insanlık denizimiz, insanlık okyanusumuz ve koskoca insanlık deryamız yani insanlık alemimiz temiz olabilsin ve temiz kalabilsin.


Bu milleti aynı zamanda Güneş’e benzetebiliriz. Güneş, müthiş bir enerji kaynağı. Öylesine müthiş bir enerji kaynağı ki, sürekli ısı ve ışıkla besliyor bütün alemi. Bitkiler O’nun ışıkları ile hayat buluyor, yeryüzünde tabiat O’nun ışıkları ile neşv-ü nema buluyor, kış uykusuna yatan canlılar O’nun ısı ve ışığı ile yeniden hayat buluyor, Ay’ın dünyayı aydınlatması da Güneşten alınan ışık sayesinde mümkün olabiliyor.


Düşünelim bir kere, en küçük bir iyilik yaptığımız bir insandan karşılık göremediğimiz zaman,  düşünelim bir kere, kendisine bir emaneti bıraktığımız kişi, o emanete ihanet ettiğii zaman,                       düşünelim bir kere, borç olarak kendisine yardımda bulunduğumuz kişi, vadesinde o borcu ödemediği  zaman, bizim tepkimizin ne olduğu aşağı yukarı bellidir.


Böyle durumlarda, ya alacağımızı hukuki veya hukuk dışı yollarla tahsil etmeye kalkarız; ya yaptığımız iyiliklere karşılık, bir karşılık bekleriz; ya iyilik yapmayı keseriz veya en iyi halimizle karşılıksız vermeye devam ederiz ki bu, ancak Kur’an-ın ifadesi ile BİRR( iyi) olabilen ve çok nadir rastladığımız davranışlarımızdan olsa gerek.


 Ailelerin direkleri vardır, sülalelerin direkleri vardır, köylerin direkleri vardır, mahallelerin direkleri vardır, şehirleri direkleri vardır, ülkelerin, milletlerin ve devletlerin direkleri vardır. Bu direkler sağlam bir zemine dikildiği takdirde, yağmurdan- kardan, selden-çamurdan, yıldırımdan-şimşekten, kpnvansiyonel ve nükleer silahlardan gelen her türlü saldırıyı bertaraf edebilir. Bu direklerin ayakta kalması, direğin gücü ve zeminin gücü ile doğru orantılıdır. Onun için tarihi simgeler ve semboller son derece önemlidir. Hemen hemen her yazımızda tarihe ve tarihi şahsiyetlere gereken saygının gösterilmesi hususunda hatırlatmalarda bulunmayı  milli bir görev telakki ediyorum.


Çok gerilere gitmeye gerek yok, 28 Şubat 1997 Post-Modern Darbe sürecini değerlendirelim, 15 temmuz 2016 FETÖ Darbe girişim sürecini ele alalım, eğer zemin kaygan olsa, sağlam bir zemin üzerine inşa edilen yapımız olmasa, herhalde şu anki konumumuz çok daha vahim olurdu.


Konya’mızın önemli değerlerinden biri olarak gördüğüm, Ali KÜÇÜK ama kendisi çok büyük olan hoca efendi, 06.11.2017 günü Rahmeti Rahman-a kavuşmuştur. Ali Küçük hocam, gerek Ribat Eğitim Vakfı bünyesinde ve gerekse bireysel etkinliklerinde mümtaz bir şahsiyetti. Kendisi,  ahde vefaya ve sıla-i rahime çok değer verirdi. Acizane Konya ili, Çumra ilçesi Apa Mahallesinde görev yaptığım zaman, kendisini daha yakından tanıma fırsatı bulduğum ali KÜÇÜK hocamı ( kendisi de Apa  menşeili biridir)  daha yakından tanıma bahtiyarlığına eriştim.


Ayda bir kendi beldesine gelir, tabiri caiz ise sahip olduğu ilmin zekatını, sadaka-ı fıtrasını ve hatta öşrünü camide vaazı nasihat ederek öderdi. İnsanların kendi beldelerine yabancılaştığı bir zamanda, böylesine hiç kimsenin yönlendirmesine gerek kalmadan, yüksünmeden Rıza-i Bari adına yapılan bu etkinliği çok önemserdim.


Bu milleti ve bu milletin mümtaz şahsiyetlerini yukarda da benzettiğim üzere Güneş gibi görmek gerekir. Ancak ister bu millet ve bu milletin değerlerinden yararlanmak isteyelim, ister bu milletin kazanımlarından, birikimlerinden istifade etmek isteyelim, ister bu milletin tarihi şahsiyetlerinden ilham almak isteyelim; eğer bu arzu ve talebimizde samimi isek, yüzümüzü bu millete ve bu milletin tarihi değerlerine yöneltmemiz gerekir. Zira, GÜNEŞ, KENDİSİNE BAKANLARI GÖRÜR, KENDİSİNE BAKMAYANLARI İSE ASLA GÖRMEZ.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (