( (
GÖKMEN
Köşe Yazarı
GÖKMEN
 

NERDEN, NEREYE

NERDEN, NEREYE Nerden nereye, ifadesi;  hepimizin sık sık kullandığı, zaman zaman çoğumuzun iyilik adına ve kötülük adına gelinen son noktayı ifade anlamında çokça kullandığı, yine kahir ekseriyetimizin ekonomik hayatımızda, sosyal hayatımızda, siyasi hayatımızda, bürokratik hayatımızda geldiğimiz noktayı dillendirme adına kullandığı bu deyim, cümlemizin malumudur.  Bu ifade, sayın cumhurbaşkanımız  Recep Tayyip ERDOĞAN için ise, apayrı bir anlam ifade eder herhalde. 24 Haziran’da yapılan yeni döneme dair seçimin bizatihi kendisi ve seçim sonuçları; hakikaten inanılmaz derecede ilginç,  inanılmaz derecede isabetli,  inanılmaz derecede demokratik, inanılmaz derecede şeffaf, inanılmaz derecede adil,  inanılmaz derecede tüm dünyaya model oluşturabilecek tarzda olgun  ve hatta inanılmaz derecede Türkiye’deki ve dünyadaki egemenliği kendilerinde gören güçleri ters köşe edecek derecede başarılı bir sonuç ortaya koymuştur. Seçim öncesi  oluşan bloklar, beni hem kaygılandırıyordu, hem heyecanlandırıyordu  ve hem de kasvetlendiriyordu. Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kaygılandırıyordu,  zira, ana akım medya ve onların bünyesinde deruhte edilen anket şirketleri CHP’yi ve İYİ Parti’yi önceleyen ve hatta HDP’yi ana eksene almak isteyen sonuçlar açıklıyorlardı. AK PARTİ’nin bana göre sahaya genel başkan düzeyinde geç inmesi, CHP ve Millet İttifakının iştahının kabarmasına zemin hazırlamıştı.  Bana göre baskın seçime yakalanan taraf AK PARTİ idi. Zamanında seçimlerin yapılması gerektiği konusundaki genel görüş; hem parti sözcüsü bazında, hem partinin yetkili organları bazında ve hem de partinin genel başkanı bazında sürekli dillendiriliyordu. Ancak hakikaten artık her kesimin de kabul ettiği gibi, Dış Mihraklar ülkemizin üzerinde, milletimizin geleceği ile ilgili, Bölgemiz üzerinde, İslam Ülkelri üzerinde ve hatta dünya üzerinde, dünya milletleri üzerinde derin, sinsi ve iğrenç planlamalar ve varsayımlar tezgahlıyorlardı. Bu durumda seçimin öne alınması ve bütün bu vampirce düzenlenmeye çalışılan, timsah gözyaşları ile süslenmeye çalışılan atmosferin bertaraf edilmesi esastı. Onun için erken seçim kararı doğru, riskli ve ama yapılması gereken bir hamleydi. Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni heyecanlandırıyordu, zira ben, ilk kez ülkemiz bir sistem değişikliğine gidiyor, bu sistem değişikliğini ülkemiz adına, milletimiz adına, devletimiz adına, bölgemiz adına, Asya ve Avrupa adına, Avrupa Birliği adına, Şengay İşbirliği adına, Türki Cumhuriyetler adına, Avrasya adına, İslam İşbirliği Teşkilatı adına ve hatta Osmanlı  Bakiyesi ülkeler adına yeni bir açılımın, yeni bir kimlik sahibi olmanın, yeniden küllerinden doğmanın ve dahi yeni şahlanışların başlangıcı olarak değerlendiriyordum. Bu arada, bir çok okuyucumun ülkemizdeki bir genel seçime bu kadar yükleme yapılmasının doğru olmadığı ve bu denli angajmanlara girmenin ülkemizi ve ülkemiz yöneticilerini ezeceği ve altından kalkılamaz yükler yükleyeceği ve bu misyon ve bu vizyonun gerçekçi ve reel olmadığı hususunda zaman zaman kritikler yapıldığını görüyor ve benzeri yaklaşımlara şahit oluyorum. Tam tersine; önce kendisine karşı, önce yakınlarına karşı, önce kendi memleketine karşı, önce ülkesine karşı, önce milletine kaşı, sonra Bölgesine karşı, sonra bölgesinde yaşayan insanlara karşı, sonra dünyaya karşı ve dünyada yaşayan bütün insanlara karşı ve tabi en sonunda evrene karşı ve evrende yaşayan bütün c anlılara karşı ve evrenin ekolojik dengesinin doğal kalmasına karşı duyarlılığımızın bir gereği olarak endişe, kaygı, heyecan, umut ve öngörülerimizi dile getirmemiz ve ülkemizde yapılan seçimlere bu yüklemeleri yapmamız insani bir sorumluluktur diye düşünüyorum. Ve ayrıca bu yüklemelerin, tarihi misyona sahip bir milletin evlatlarının, gelecekle ilgili çaplı vizyonlara sahip olmasının da doğal bir göstergesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kasvetlendiriyordu, zira ben, kendilerinin milliyetçi çizgide siyaset yaptığını iddia eden ve MHP’den ayrılan siyasi savruluşun yetkililerinin, seçim öncesi inanılmaz derecede ahkamlar kesmesine  ve kendilerinin oy oranının % 17 lerde olduğunu iddia etmesine kasvetleniyordum. Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kasvetlendiriyordu, zira ben, Türkiye’de Süleyman Hilmi TUNAHAN hazretleri ile cemaatleşen, bu büyük zatın vefatından sonra cemaat olduğunu ısrarla devam ettirdiğini söyleyen ancak siyasi arenada devamlı yalpa yapan Süleymancılar olarak bildiğimiz cemaatin  de  İYİ Parti’yi destekleyeceği siyasi kulislere pompalanınca; İYİ Parti genel başkanı sayın Meral AKŞENER cumhurbaşkanlığını dahi alabileceği zehabına kapılmasına kasvetleniyordum. Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kasvetlendiriyordu, zira ben, kendisini Milli Görüş olarak topluma takdim eden, bana göre Milli Görüşün lideri sayın merhum ERBAKANAN’a dahi ihanet görüntüsü veren, ayrıca kendilerinden gayri herkesi ucube olarak kabul eden Saadet Partisinin CHP ile ittifak etmesine ve Bilge  Başkan lansmanı yapılan sayın Temel KARAMOLLAOĞU’nun bırakın bilge olmayı ‘küllü cahilün cesur’ ( bütün cahiller cesur) ilkesini aratmayan eylem ve söylemlere imza atmasına kasvetleniyordum. Bu hengamede yapılan seçimlerde sonuçlar kesinleşti ve sağ duyu, ortak akıl, engin vicdan, doğru istikamet, istikrar, sağlıklı yapı, hoşgörü odaklı misyon ve hedef odaklı vizyon galip geldi. Bu benim hakikaten öngörüm, isteğim, arzum ve istikametimdi. Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ı öğrencilik yıllarım sırasında Refaf Partisi’nin İstanbul il başkanı sıfatı ile Konya’daki bir toplantıda ‘yeşil Bursa’mızdan yeşil Konya’mıza selam getirdim’ diye başlayan akıcı, heyecanlı, içi dolu, ayağı yere basan, saygın anlayışı ile tanıdım. Akabinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, ardından Ak Parti genel başkanlığı, ardından Başbakanlık ve şimdi de Cumhurbaşkanlığı. Hepsini hak ederek ve hepsini de anasının ak sütü gibi helal olarak kazanmıştır. Türkiye; sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN ile, hem hukuki alanda, hem siyasal alanda, hem askeri alanda, hem toplumsal uzlaşı alanında, hem bölgesel alanda, hem Doğu Bloku ülkeleri nezdinde, hem Türki Cumhuriyeti Ülkeleri nezdinde, hem İslam Ülkeleri nezdinde, hem Avrupa Birliği ülkeleri nezdinde, hem Güney Amerika ülkeleri nezdinde ve hem de Birleşmiş Ülkeler nezdinde  inanılmaz derecede bir prestije sahip olmuştur. Türkiye Ak Parti ile birlikte devrimci olarak kendilerini ifade eden, devrimcilere rağmen statükodan halkın egemenliğinin hakim olduğu bir sisteme evrilmiştir, Türkiye sosyal demokrat olduğunu iddia eden Cumhuriyet Halk Partisine rağmen, askeri vesayetten, oligarşik vesayetten milletin istek ve arzularının dikkate alındığı bir anlayışa evrilmiştir, Türkiye, milliyetçi sloganlar ve milliyetçi naralar atıp, milliyetçi olamayan İYİ Parti gibi anlayışlara rağmen, milleti vatanı ve ülkesi söz konusu olduğu zaman gerisi teferruattır diyerek  her şeyi elinin tersiyle iten gerçek milliyetçiler sayesinde, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğu gerçeğine evrilmiştir, Türkiye, muhafazakarlığı, dini değerleri, ahlaki erdemleri istismar eden FETÖ gibi Adnan OKTAR gibi yapılara rağmen, İslam ve İslami hassasiyetleri muhafaza ederek, İslam’ın özü itibari ile barışı, hoşgörüyü, insani değerlere saygıyı, herkesin İslam’ı yaşayabileceği, İslam’ın ve Müslümanların ucube olmadığı gerçeğine ve bu dinin insanlığın yegane dini olabileceği gerçekliğine evrilmiştir, O zaman gerçekten sormak istiyorum, bu Millet, bu Devlet, bu Ülke; 16 yıldır direksiyondaki sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN ile NEREDEN NEREYE gelmiştir. Takdir sizin dostlarım, Saygılarımla…
Ekleme Tarihi: 23 Temmuz 2018 - Pazartesi
GÖKMEN

NERDEN, NEREYE

NERDEN, NEREYE


Nerden nereye, ifadesi;  hepimizin sık sık kullandığı, zaman zaman çoğumuzun iyilik adına ve kötülük adına gelinen son noktayı ifade anlamında çokça kullandığı, yine kahir ekseriyetimizin ekonomik hayatımızda, sosyal hayatımızda, siyasi hayatımızda, bürokratik hayatımızda geldiğimiz noktayı dillendirme adına kullandığı bu deyim, cümlemizin malumudur.  Bu ifade, sayın cumhurbaşkanımız  Recep Tayyip ERDOĞAN için ise, apayrı bir anlam ifade eder herhalde.


24 Haziran’da yapılan yeni döneme dair seçimin bizatihi kendisi ve seçim sonuçları; hakikaten inanılmaz derecede ilginç,


 inanılmaz derecede isabetli,


 inanılmaz derecede demokratik,


inanılmaz derecede şeffaf,


inanılmaz derecede adil,


 inanılmaz derecede tüm dünyaya model oluşturabilecek tarzda olgun


 ve hatta inanılmaz derecede Türkiye’deki ve dünyadaki egemenliği kendilerinde gören güçleri ters köşe edecek derecede başarılı bir sonuç ortaya koymuştur.


Seçim öncesi  oluşan bloklar, beni hem kaygılandırıyordu, hem heyecanlandırıyordu  ve hem de kasvetlendiriyordu.


Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kaygılandırıyordu,  zira, ana akım medya ve onların bünyesinde deruhte edilen anket şirketleri CHP’yi ve İYİ Parti’yi önceleyen ve hatta HDP’yi ana eksene almak isteyen sonuçlar açıklıyorlardı. AK PARTİ’nin bana göre sahaya genel başkan düzeyinde geç inmesi, CHP ve Millet İttifakının iştahının kabarmasına zemin hazırlamıştı. 


Bana göre baskın seçime yakalanan taraf AK PARTİ idi. Zamanında seçimlerin yapılması gerektiği konusundaki genel görüş; hem parti sözcüsü bazında, hem partinin yetkili organları bazında ve hem de partinin genel başkanı bazında sürekli dillendiriliyordu. Ancak hakikaten artık her kesimin de kabul ettiği gibi, Dış Mihraklar ülkemizin üzerinde, milletimizin geleceği ile ilgili, Bölgemiz üzerinde, İslam Ülkelri üzerinde ve hatta dünya üzerinde, dünya milletleri üzerinde derin, sinsi ve iğrenç planlamalar ve varsayımlar tezgahlıyorlardı. Bu durumda seçimin öne alınması ve bütün bu vampirce düzenlenmeye çalışılan, timsah gözyaşları ile süslenmeye çalışılan atmosferin bertaraf edilmesi esastı. Onun için erken seçim kararı doğru, riskli ve ama yapılması gereken bir hamleydi.


Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni heyecanlandırıyordu, zira ben, ilk kez ülkemiz bir sistem değişikliğine gidiyor, bu sistem değişikliğini ülkemiz adına, milletimiz adına, devletimiz adına, bölgemiz adına, Asya ve Avrupa adına, Avrupa Birliği adına, Şengay İşbirliği adına, Türki Cumhuriyetler adına, Avrasya adına, İslam İşbirliği Teşkilatı adına ve hatta Osmanlı  Bakiyesi ülkeler adına yeni bir açılımın, yeni bir kimlik sahibi olmanın, yeniden küllerinden doğmanın ve dahi yeni şahlanışların başlangıcı olarak değerlendiriyordum.


Bu arada, bir çok okuyucumun ülkemizdeki bir genel seçime bu kadar yükleme yapılmasının doğru olmadığı ve bu denli angajmanlara girmenin ülkemizi ve ülkemiz yöneticilerini ezeceği ve altından kalkılamaz yükler yükleyeceği ve bu misyon ve bu vizyonun gerçekçi ve reel olmadığı hususunda zaman zaman kritikler yapıldığını görüyor ve benzeri yaklaşımlara şahit oluyorum.


Tam tersine; önce kendisine karşı, önce yakınlarına karşı, önce kendi memleketine karşı, önce ülkesine karşı, önce milletine kaşı, sonra Bölgesine karşı, sonra bölgesinde yaşayan insanlara karşı, sonra dünyaya karşı ve dünyada yaşayan bütün insanlara karşı ve tabi en sonunda evrene karşı ve evrende yaşayan bütün c anlılara karşı ve evrenin ekolojik dengesinin doğal kalmasına karşı duyarlılığımızın bir gereği olarak endişe, kaygı, heyecan, umut ve öngörülerimizi dile getirmemiz ve ülkemizde yapılan seçimlere bu yüklemeleri yapmamız insani bir sorumluluktur diye düşünüyorum. Ve ayrıca bu yüklemelerin, tarihi misyona sahip bir milletin evlatlarının, gelecekle ilgili çaplı vizyonlara sahip olmasının da doğal bir göstergesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.


Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kasvetlendiriyordu, zira ben, kendilerinin milliyetçi çizgide siyaset yaptığını iddia eden ve MHP’den ayrılan siyasi savruluşun yetkililerinin, seçim öncesi inanılmaz derecede ahkamlar kesmesine  ve kendilerinin oy oranının % 17 lerde olduğunu iddia etmesine kasvetleniyordum.


Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kasvetlendiriyordu, zira ben, Türkiye’de Süleyman Hilmi TUNAHAN hazretleri ile cemaatleşen, bu büyük zatın vefatından sonra cemaat olduğunu ısrarla devam ettirdiğini söyleyen ancak siyasi arenada devamlı yalpa yapan Süleymancılar olarak bildiğimiz cemaatin  de  İYİ Parti’yi destekleyeceği siyasi kulislere pompalanınca; İYİ Parti genel başkanı sayın Meral AKŞENER cumhurbaşkanlığını dahi alabileceği zehabına kapılmasına kasvetleniyordum.


Seçim öncesi oluşan bu atmosfer, beni kasvetlendiriyordu, zira ben, kendisini Milli Görüş olarak topluma takdim eden, bana göre Milli Görüşün lideri sayın merhum ERBAKANAN’a dahi ihanet görüntüsü veren, ayrıca kendilerinden gayri herkesi ucube olarak kabul eden Saadet Partisinin CHP ile ittifak etmesine ve Bilge  Başkan lansmanı yapılan sayın Temel KARAMOLLAOĞU’nun bırakın bilge olmayı ‘küllü cahilün cesur’ ( bütün cahiller cesur) ilkesini aratmayan eylem ve söylemlere imza atmasına kasvetleniyordum.


Bu hengamede yapılan seçimlerde sonuçlar kesinleşti ve sağ duyu, ortak akıl, engin vicdan, doğru istikamet, istikrar, sağlıklı yapı, hoşgörü odaklı misyon ve hedef odaklı vizyon galip geldi. Bu benim hakikaten öngörüm, isteğim, arzum ve istikametimdi.


Sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ı öğrencilik yıllarım sırasında Refaf Partisi’nin İstanbul il başkanı sıfatı ile Konya’daki bir toplantıda ‘yeşil Bursa’mızdan yeşil Konya’mıza selam getirdim’ diye başlayan akıcı, heyecanlı, içi dolu, ayağı yere basan, saygın anlayışı ile tanıdım. Akabinden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, ardından Ak Parti genel başkanlığı, ardından Başbakanlık ve şimdi de Cumhurbaşkanlığı. Hepsini hak ederek ve hepsini de anasının ak sütü gibi helal olarak kazanmıştır.


Türkiye; sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN ile, hem hukuki alanda, hem siyasal alanda, hem askeri alanda, hem toplumsal uzlaşı alanında, hem bölgesel alanda, hem Doğu Bloku ülkeleri nezdinde, hem Türki Cumhuriyeti Ülkeleri nezdinde, hem İslam Ülkeleri nezdinde, hem Avrupa Birliği ülkeleri nezdinde, hem Güney Amerika ülkeleri nezdinde ve hem de Birleşmiş Ülkeler nezdinde  inanılmaz derecede bir prestije sahip olmuştur.


Türkiye Ak Parti ile birlikte devrimci olarak kendilerini ifade eden, devrimcilere rağmen statükodan halkın egemenliğinin hakim olduğu bir sisteme evrilmiştir,


Türkiye sosyal demokrat olduğunu iddia eden Cumhuriyet Halk Partisine rağmen, askeri vesayetten, oligarşik vesayetten milletin istek ve arzularının dikkate alındığı bir anlayışa evrilmiştir,


Türkiye, milliyetçi sloganlar ve milliyetçi naralar atıp, milliyetçi olamayan İYİ Parti gibi anlayışlara rağmen, milleti vatanı ve ülkesi söz konusu olduğu zaman gerisi teferruattır diyerek  her şeyi elinin tersiyle iten gerçek milliyetçiler sayesinde, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğu gerçeğine evrilmiştir,


Türkiye, muhafazakarlığı, dini değerleri, ahlaki erdemleri istismar eden FETÖ gibi Adnan OKTAR gibi yapılara rağmen, İslam ve İslami hassasiyetleri muhafaza ederek, İslam’ın özü itibari ile barışı, hoşgörüyü, insani değerlere saygıyı, herkesin İslam’ı yaşayabileceği, İslam’ın ve Müslümanların ucube olmadığı gerçeğine ve bu dinin insanlığın yegane dini olabileceği gerçekliğine evrilmiştir,


O zaman gerçekten sormak istiyorum, bu Millet, bu Devlet, bu Ülke; 16 yıldır direksiyondaki sayın cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN ile NEREDEN NEREYE gelmiştir. Takdir sizin dostlarım, Saygılarımla…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (