( (
GÖKMEN
Köşe Yazarı
GÖKMEN
 

Sözün Başladığı Yer

Uzunca sayılabilecek bir süredir yazamıyorum, yazmıyorum demiyorum, gerçekten yazamıyorum.  Yazayım diye karar alıyorum ama vazgeçmek zorunda kalıyorum, yazmak için belleğimi zorluyorum, niyet ediyorum  Rıza-i Bari için ama yine vazgeçmek zorunda kalıyorum ve nihayet yüreğimi ortaya koyuyor, düşüncelerimi toparlıyor, olan ve olma ihtimali olan olayları kendi penceremden değerlendirerek ve kendi süzgecimden geçirerek sizlere sunmaya ve hiç kimseye bir öğüt veya bir uyarı telakki etmeden sadece belki de sadece kendim için yazmaya kendi sorumluluklarımı yerine getirmeye kendi üzerime düşen görevi yerine getirmeye ve böylelikle kendi iç dünyam ile hesaplaşmaya karar veriyorum. Her ne kadar sürçi-lisan etsem de inşallah af ola… En son 7 haziran 2015 de yapılan genel seçimlerden önce yazmıştım ve seçim atmosferini, siyasi partilerin genel durumlarını, seçim stratejilerini ve seçim vaatleri konusunda kendi yaklaşlarımı ortaya koymaya çalışmıştım. Gözlem ve değerlendirmelerimin bir bölümünün seçim sonrası durumla örtüşmediğini görmek maalesef beni üzmüştür. Hakikaten hak bile olmasa, hak edilmemiş bir hak bile olsa veya haksız bir şekilde elde edilen bir netice bile olsa insanlar bunu talep etmekten geri durmuyorlar ve bu netice aleyhlerine bile olsa bunu talep etmekten imtina etmiyorlar. Sanki neticeye ulaştıran her yol meşru ve her yol mubahmış gibi…  Zannedersem seçim sonrası ülkemizin durumunu ‘Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur’ diye bir öz deyiş ile özetlemek mümkün. Düşünebiliyor musunuz seçimden sonra neticeler belli olur olmaz herkes kendi gardını ve kendi siyasi durumunu ortaya koydu. Acizane ben bu durumu 4 ana kategoride değerlendiriyorum. 1-           Ülkeyi yönetmek isteyenler. 2-           Ülkeyi yönetirken (diğer toplum katmanlarını dikkate almadan) kendi siyasal duruşlarını hayata geçirmek isteyenler. 3-           Ülkeye kendi siyasi anlayışların dışında birilerinin egemen olmasından dolayı, siyasal rant devşirme peşinde koşanlar. 4-           Ülkeyi bölmek için şirin görünme gayreti içinde olanlar. Bu değerlendirmemin birinci kısmında Ak Parti’nin yer aldığını, ikinci kısmında CHP’nin yer aldığını, üçüncü kısımda MHP’nin yer aldığını ve dördüncü kısımda da HDP’nin yer aldığını sanırım hemen hemen herkes anlamıştır. Ve tabii ki, bu durumdan yararlanarak ülkeyi kendi kirli emellerine alet etmek isteyen yurt içi ve yurt dışı terör odakları hemen durumdan vazife çıkarmaya kalktılar. PKK’nın, Daeş’in, DHKPC’nin ülkemiz, milletimiz, vatanımız, bayrağımız, namusumuz, şerefimiz ve tarihi misyon ve vizyonumuzu ortadan kaldırmak için her türlü söylem ve eylemi yapmak için iyi bir zemin olduğu yanılmasından hareketle hemen harekete geçtiklerini görüyoruz.  ABD, AB, Rusya, İran ve Arap Birliği Teşkilatının da adeta uygun sisli ve puslu havayı koklayan yaklaşımlarına tanıklık ettiğimizi görüyorum. Şunu ifade edersem, fazla komplo teorisyenci biri mi yada polisiye bir yaklaşımcı biri mi olurum acaba... Bütün bu dış güçler eski tabirle dış mihraklar; Türkiye’nin sağ duyulu duruşunu ortadan kaldırmak amacıyla mı, bu dış mihraklar kendi emperyal isteklerini elde etmek amacıyla mı, bu dahili ve harici  bedbahtlar, dünya halklarının hak ve hukukunu en azından söylem bazında dile getiren Türkiye’nin yaklaşımlarını susturmak amacıyla mı, ve hatta bu zihni-bedeni kandan beslenen iğrenç kargalar yeni dünya ve yeni Ortadoğu haritalarını çizerken önlerinde yıkılmadıkça geçilmesi mümkün olmayan bir seti yıkmak amacıyla mı, ve tabi; tarihi misyonunu ile istikbal vizyonunu bütünleştirerek ; adalet, refah, kaynakları hakça paylaşım, özgürlük, sözde değil hem sözde-hem de özde temel insan hak ve hukuku temellerine dayanan yeni bir dünya öngörüsü olan, mazlumların umudu, sömürü ve emperyalizmi reddeden, yeryüzündeki bütün insanları kardeş olarak gördüğü için etnik temelli yaklaşımları benimsemeyen bu milleti ortadan kaldırmak veya iğdişleştirmek amacıyla mı üzerimize geliyorlar diye düşünmeden edemiyorum doğrusu? Gelin dostlarım zaman nefsimize yenik düşme zamanı değil, nefsi zaaflarımızı ülke ve milli menfaatlerimizin önüne geçirme zamanı da değil, hele hele zaman, dış mihrakların ülkemizi ve milletimizi köleleştirecek tavır ve yaklaşımlara prim verme zamanı hiç değil…
Ekleme Tarihi: 07 Ağustos 2015 - Cuma
GÖKMEN

Sözün Başladığı Yer

Uzunca sayılabilecek bir süredir yazamıyorum, yazmıyorum demiyorum, gerçekten yazamıyorum.


 Yazayım diye karar alıyorum ama vazgeçmek zorunda kalıyorum, yazmak için belleğimi zorluyorum, niyet ediyorum  Rıza-i Bari için ama yine vazgeçmek zorunda kalıyorum ve nihayet yüreğimi ortaya koyuyor, düşüncelerimi toparlıyor, olan ve olma ihtimali olan olayları kendi penceremden değerlendirerek ve kendi süzgecimden geçirerek sizlere sunmaya ve hiç kimseye bir öğüt veya bir uyarı telakki etmeden sadece belki de sadece kendim için yazmaya kendi sorumluluklarımı yerine getirmeye kendi üzerime düşen görevi yerine getirmeye ve böylelikle kendi iç dünyam ile hesaplaşmaya karar veriyorum. Her ne kadar sürçi-lisan etsem de inşallah af ola…


En son 7 haziran 2015 de yapılan genel seçimlerden önce yazmıştım ve seçim atmosferini, siyasi partilerin genel durumlarını, seçim stratejilerini ve seçim vaatleri konusunda kendi yaklaşlarımı ortaya koymaya çalışmıştım. Gözlem ve değerlendirmelerimin bir bölümünün seçim sonrası durumla örtüşmediğini görmek maalesef beni üzmüştür. Hakikaten hak bile olmasa, hak edilmemiş bir hak bile olsa veya haksız bir şekilde elde edilen bir netice bile olsa insanlar bunu talep etmekten geri durmuyorlar ve bu netice aleyhlerine bile olsa bunu talep etmekten imtina etmiyorlar. Sanki neticeye ulaştıran her yol meşru ve her yol mubahmış gibi…


 Zannedersem seçim sonrası ülkemizin durumunu ‘Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur’ diye bir öz deyiş ile özetlemek mümkün. Düşünebiliyor musunuz seçimden sonra neticeler belli olur olmaz herkes kendi gardını ve kendi siyasi durumunu ortaya koydu. Acizane ben bu durumu 4 ana kategoride değerlendiriyorum.


1-           Ülkeyi yönetmek isteyenler.


2-           Ülkeyi yönetirken (diğer toplum katmanlarını dikkate almadan) kendi siyasal duruşlarını hayata geçirmek isteyenler.


3-           Ülkeye kendi siyasi anlayışların dışında birilerinin egemen olmasından dolayı, siyasal rant devşirme peşinde koşanlar.


4-           Ülkeyi bölmek için şirin görünme gayreti içinde olanlar.


Bu değerlendirmemin birinci kısmında Ak Parti’nin yer aldığını, ikinci kısmında CHP’nin yer aldığını, üçüncü kısımda MHP’nin yer aldığını ve dördüncü kısımda da HDP’nin yer aldığını sanırım hemen hemen herkes anlamıştır.


Ve tabii ki, bu durumdan yararlanarak ülkeyi kendi kirli emellerine alet etmek isteyen yurt içi ve yurt dışı terör odakları hemen durumdan vazife çıkarmaya kalktılar. PKK’nın, Daeş’in, DHKPC’nin ülkemiz, milletimiz, vatanımız, bayrağımız, namusumuz, şerefimiz ve tarihi misyon ve vizyonumuzu ortadan kaldırmak için her türlü söylem ve eylemi yapmak için iyi bir zemin olduğu yanılmasından hareketle hemen harekete geçtiklerini görüyoruz.


 ABD, AB, Rusya, İran ve Arap Birliği Teşkilatının da adeta uygun sisli ve puslu havayı koklayan yaklaşımlarına tanıklık ettiğimizi görüyorum.


Şunu ifade edersem, fazla komplo teorisyenci biri mi yada polisiye bir yaklaşımcı biri mi olurum acaba...


Bütün bu dış güçler eski tabirle dış mihraklar; Türkiye’nin sağ duyulu duruşunu ortadan kaldırmak amacıyla mı,


bu dış mihraklar kendi emperyal isteklerini elde etmek amacıyla mı,


bu dahili ve harici  bedbahtlar, dünya halklarının hak ve hukukunu en azından söylem bazında dile getiren Türkiye’nin yaklaşımlarını susturmak amacıyla mı,


ve hatta bu zihni-bedeni kandan beslenen iğrenç kargalar yeni dünya ve yeni Ortadoğu haritalarını çizerken önlerinde yıkılmadıkça geçilmesi mümkün olmayan bir seti yıkmak amacıyla mı,


ve tabi; tarihi misyonunu ile istikbal vizyonunu bütünleştirerek ;


adalet,


refah,


kaynakları hakça paylaşım,


özgürlük,


sözde değil hem sözde-hem de özde temel insan hak ve hukuku


temellerine dayanan yeni bir dünya öngörüsü olan,


mazlumların umudu,


sömürü ve emperyalizmi reddeden,


yeryüzündeki bütün insanları kardeş olarak gördüğü için etnik temelli yaklaşımları benimsemeyen bu milleti ortadan kaldırmak veya iğdişleştirmek amacıyla mı


üzerimize geliyorlar diye düşünmeden edemiyorum doğrusu?


Gelin dostlarım zaman nefsimize yenik düşme zamanı değil, nefsi zaaflarımızı ülke ve milli menfaatlerimizin önüne geçirme zamanı da değil, hele hele zaman, dış mihrakların ülkemizi ve milletimizi köleleştirecek tavır ve yaklaşımlara prim verme zamanı hiç değil…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (