( (
GÖKMEN
Köşe Yazarı
GÖKMEN
 

HOŞ GELDİN REİS

 HOŞ GELDİN REİS    16 Nisan 2017 ne müthiş bir zaman dilimi, 16 Nisan 2017 ne bereketli bir tarih, 16 Nisan 2017 ne hayırlı bir bahar inanın anlatamıyorum. 16 Nisan 2017 tarihine; ülkemiz açısından, milletimiz açısından, bölgemiz açısından ümmet açısından ve daha da ileri gidiyorum insanlık açısından ‘YENİ BİR BAŞLANGICIN ADIDIR’ diyebilirim.  16 Nisan 2017 dan hemen sonra sayın cumhurbaşkanımız bir dizi yurt dışı seyahate çıktı. Önce Afrika ülkelerine, akabinde Hindistan’a ve yine akabinde Çin’e ve en sonunda ve en önemlisi de Amerika Birleşik Devletleri’ne seyahatlerde bulundu.  Bu gezilerin turistik geziler olmadığı hepimizce malumdur. Belki bazı kardeşlerimiz bu seyahatlere eleştirel yaklaşımlar sergileyebilirler. Mesela Afrika ülkelerine gitmenin ülkemize ne gibi bir menfaati var, Hindistan seyahati hangi olumlu neticeleri beraberinde getirdi, Çin’e gitmenin Doğu Türkistan açısından ne gibi, artıları oldu ve ABD’ye gitmek acaba PYD problemimize hangi çözümü getirdi gibi… soruları sıralayarak meseleyi işlevsiz hale getirmeye çalışabilirler. Öncelikle büyük devlet olma iddiasına sahip iseniz; büyük düşünmek ve bu düşüncenin gereği olarak da büyük adımlar atmak zorundasınız. Afrika’ da oluşturduğumuz veya oluşturmağa çalıştığımız insani zemin, bizi Afrika kıtası bazında ve o kıtada yaşayan insanlar nezdinde çok daha farklı bir noktaya oturtacaktır.  Batıdaki yükselen her fabrikanın ya temelinde, ya inşaatında, ya bacasından tüten dumanında veya o fabrikanın ürettiği üründe bir Afrikalı insanın, ya alın teri, ya kanı, ya canı, ya da Afrika’nın madenleri vardır. Coloni ve sömürü düzenine dayalı olarak, o bölge ve o insanlar hunharca ve vampirce sömürülmüşlerdir. Bugün Afrika’ya en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında biz yani Türkiye geliyor ve bizim ticari ilişkilerimiz kazan- kazan ilkesi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu bile Afrika’ya açılmanın gereklilik değil bir zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır.   Ayrıca meseleye bir de tarihi sorumluluk ve tarihten gelen insani ve İslami duruş açısından bakarsanız, bizim bugüne kadar niçin ihmal ettik sorusunu sormamız gerekmektedir. Hindistan ve Çin ziyaretleri ise, çok daha kayda değerdir. Bir kere Hindistan 1.000.000 nüfusu ile dünyanın 2. büyük nüfusuna sahip ülkesi konumundadır.  İkinci olarak yaklaşık bu nüfusun 150.000’i Müslüman nüfustur. Bir ülke ile etnik ya da dini bağınızın olması, o ülke ile çatışma zemini değil, daha iyi iletişim kurma zemini, daha iyi ekonomik, siyasal, sosyal ve askeri ilişkiler kurma zemini oluşturma anlamına gelmesi gerekir. Zira o etnik veya dini yapı bizim daha sağlıklı ve daha güvenli iletişim kurmamıza zemin hazırlıyor demektir. Çağdaş, demokratik, modern ve güçlü ülkeler bu çerçevede iletişim ve ilişki kurarlar. Çatışma kültürü ve problem üretme kültürü meselelerimize çözüm asla getirmez. Bu durum, bizim caydırıcı olarak askeri, siyasi ve ekonomik gücümüz olmasın anlamında kurduğum bir cümle değildir.    Çin ziyareti de kayda değer ziyaretlerden biridir. Çin 21. YY’ın en büyük ekonomik ve siyasi güçlerinden biri olma yolunda emin adımlarla yoluna devam etmektedir. Çin hakkında uluslararası gözlemcilerin öngörüleri de aynı doğrultuda bulunmaktadır. Kaldı ki, ben bu ziyareti, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımız açısından ve Çin ile yapacağımız ticari ilişkiler açısından ve bu ticaretin aleyhimize olan döngüyü rehabilite etme açısından da önemsiyorum. ABD gezisi ise, son derece önemli bir yer teşkil ediyor ülkemiz açısından. Stratejik ortak olarak kabul ettiğimiz ve konu ile ilgili anlaşma imzaladığımız bir ülke ABD. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü  (NATO) da kurucu üye ve ortak olduğumuz bir ülke ABD, an itibari ile dünyanın tek süper gücü durumunda olan bir ülke ABD, bölgemizde ve çevremizde olup bitenler konusunda iletişim ve işbirliği yapmamız gereken bir ülke ABD, terör örgütlerinin faaliyetlerini en asgari seviyeye getirmek için en azından istihbarat paylaşımı yapmamız gereken bir ülke ABD,  Ortadoğu Yakındoğu ve Uzakdoğu coğrafyalarının yeniden paylaşıma arz edildiği bir ortamda, en azından kendi bölgemiz ile ilgili kararlar alınırken masada olup, konuşup tartışmamız gereken bir ülke ABD.  Dolayısı ile, slogan vari yaklaşımlarla veya  dünyadaki semiri ve sömürü düzeninin banisi olması dolayısı ile de, hiçbir şekilde iletişim ve ilişki kurmayacağımız ve başımızı kuma gömüp hayıflanacağımız bir ülke değil ABD.  Sayın cumhurbaşkanımız ABD’ye gitti ve ülkemiz, bölgemiz ve dünya ile ilgili gerçekleri ABD’ye en üst perdeden aktardı. Giderken bavulumuzda; 1- FETÖ dosyamız vardı 2- PYD ve DEAŞ dosyamız vardı 3- Suriye dosyamız vardı  Bu 3 dosyada da beklediğimiz neticeyi alamadığımızı söyleyebiliriz. ABD, PYD konusunda geri adım atmadı. Ancak orada bir kapı aralığı bırakarak, Türkiye’yi ve Türkiye’nin tezlerini karşısına alan tavır ve öngörülerden de imtina etti. Rakka’ya müdahaleyi PYD ile yapsa da, daha sonraki süreçte bölgenin istikrarsızlaşmasını istemediğini ortaya koydu. Zira ABD, enerji koridorları ve enerji arteri konumundaki bir bölge istikrarsız ve güvensiz hale gelirse, bundan herkesin zarar göreceğini çok iyi biliyor.      FETÖ konusunda da sadece yumuşama sinyali verdiğini ve nihai kararı vermediği ortaya çıkıyor ABD’nin yaklaşımlarından. Zira eğer 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin arkasında ABD ve NATO’nun olduğu ortaya çıkarsa veya darbe girişiminden kendilerinin bilgi sahibi olduğu ortaya çıkarsa, ABD’nin Ortadoğu üzerinde yapmak istediği harita değişikliklerinin asla gerçekleşmeyeceği anlamına gelir.   21 Mayıs 2017 de sayın cumhurbaşkanımız, 16 Nisan 2017 halk oylamasının bir neticesi olarak, muhteşem bir geri dönüşle AK PARTİ’nin başına yeniden genel başkan oldu ve neredeyse bütün vesayet odaklarını ortadan kaldıracak bir sistemi başlattı.  Artık CHP kendini yeniden yapılandırmak mecburiyetinde, artık MHP öfkesine yenik düşmemek mecburiyetinde, artık HDP milletin tamamına hitap edecek politikalar üretmek mecburiyetinde, artık SP ve diğer siyasi partiler duruşlarını, politikalarını yeniden gözden geçirmek mecburiyetinde.  Bütün bunlardan sonra diyorum ki, yeni dönem, yeni hamleler, yeni atılımlar ve yeni yeniler, yeni sistemimiz hayırlı olsun ve yine diyorum ki, HOŞ GELDİN REİS.                                                                                                                                                                                                                    
Ekleme Tarihi: 23 Mayıs 2017 - Salı
GÖKMEN

HOŞ GELDİN REİS


 HOŞ GELDİN REİS   


16 Nisan 2017 ne müthiş bir zaman dilimi, 16 Nisan 2017 ne bereketli bir tarih, 16 Nisan 2017 ne hayırlı bir bahar inanın anlatamıyorum.

16 Nisan 2017 tarihine; ülkemiz açısından, milletimiz açısından, bölgemiz açısından ümmet açısından ve daha da ileri gidiyorum insanlık açısından ‘YENİ BİR BAŞLANGICIN ADIDIR’ diyebilirim. 

16 Nisan 2017 dan hemen sonra sayın cumhurbaşkanımız bir dizi yurt dışı seyahate çıktı. Önce Afrika ülkelerine, akabinde Hindistan’a ve yine akabinde Çin’e ve en sonunda ve en önemlisi de Amerika Birleşik Devletleri’ne seyahatlerde bulundu.  Bu gezilerin turistik geziler olmadığı hepimizce malumdur. Belki bazı kardeşlerimiz bu seyahatlere eleştirel yaklaşımlar sergileyebilirler. Mesela Afrika ülkelerine gitmenin ülkemize ne gibi bir menfaati var, Hindistan seyahati hangi olumlu neticeleri beraberinde getirdi, Çin’e gitmenin Doğu Türkistan açısından ne gibi, artıları oldu ve ABD’ye gitmek acaba PYD problemimize hangi çözümü getirdi gibi… soruları sıralayarak meseleyi işlevsiz hale getirmeye çalışabilirler.

Öncelikle büyük devlet olma iddiasına sahip iseniz; büyük düşünmek ve bu düşüncenin gereği olarak da büyük adımlar atmak zorundasınız. Afrika’ da oluşturduğumuz veya oluşturmağa çalıştığımız insani zemin, bizi Afrika kıtası bazında ve o kıtada yaşayan insanlar nezdinde çok daha farklı bir noktaya oturtacaktır. 

Batıdaki yükselen her fabrikanın ya temelinde, ya inşaatında, ya bacasından tüten dumanında veya o fabrikanın ürettiği üründe bir Afrikalı insanın, ya alın teri, ya kanı, ya canı, ya da Afrika’nın madenleri vardır. Coloni ve sömürü düzenine dayalı olarak, o bölge ve o insanlar hunharca ve vampirce sömürülmüşlerdir. Bugün Afrika’ya en fazla insani yardım yapan ülkelerin başında biz yani Türkiye geliyor ve bizim ticari ilişkilerimiz kazan- kazan ilkesi çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bu bile Afrika’ya açılmanın gereklilik değil bir zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır.  

Ayrıca meseleye bir de tarihi sorumluluk ve tarihten gelen insani ve İslami duruş açısından bakarsanız, bizim bugüne kadar niçin ihmal ettik sorusunu sormamız gerekmektedir.

Hindistan ve Çin ziyaretleri ise, çok daha kayda değerdir. Bir kere Hindistan 1.000.000 nüfusu ile dünyanın 2. büyük nüfusuna sahip ülkesi konumundadır.  İkinci olarak yaklaşık bu nüfusun 150.000’i Müslüman nüfustur. Bir ülke ile etnik ya da dini bağınızın olması, o ülke ile çatışma zemini değil, daha iyi iletişim kurma zemini, daha iyi ekonomik, siyasal, sosyal ve askeri ilişkiler kurma zemini oluşturma anlamına gelmesi gerekir. Zira o etnik veya dini yapı bizim daha sağlıklı ve daha güvenli iletişim kurmamıza zemin hazırlıyor demektir. Çağdaş, demokratik, modern ve güçlü ülkeler bu çerçevede iletişim ve ilişki kurarlar. Çatışma kültürü ve problem üretme kültürü meselelerimize çözüm asla getirmez. Bu durum, bizim caydırıcı olarak askeri, siyasi ve ekonomik gücümüz olmasın anlamında kurduğum bir cümle değildir.   

Çin ziyareti de kayda değer ziyaretlerden biridir. Çin 21. YY’ın en büyük ekonomik ve siyasi güçlerinden biri olma yolunda emin adımlarla yoluna devam etmektedir. Çin hakkında uluslararası gözlemcilerin öngörüleri de aynı doğrultuda bulunmaktadır. Kaldı ki, ben bu ziyareti, Doğu Türkistan’daki soydaşlarımız açısından ve Çin ile yapacağımız ticari ilişkiler açısından ve bu ticaretin aleyhimize olan döngüyü rehabilite etme açısından da önemsiyorum.

ABD gezisi ise, son derece önemli bir yer teşkil ediyor ülkemiz açısından. Stratejik ortak olarak kabul ettiğimiz ve konu ile ilgili anlaşma imzaladığımız bir ülke ABD. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü  (NATO) da kurucu üye ve ortak olduğumuz bir ülke ABD, an itibari ile dünyanın tek süper gücü durumunda olan bir ülke ABD, bölgemizde ve çevremizde olup bitenler konusunda iletişim ve işbirliği yapmamız gereken bir ülke ABD, terör örgütlerinin faaliyetlerini en asgari seviyeye getirmek için en azından istihbarat paylaşımı yapmamız gereken bir ülke ABD,  Ortadoğu Yakındoğu ve Uzakdoğu coğrafyalarının yeniden paylaşıma arz edildiği bir ortamda, en azından kendi bölgemiz ile ilgili kararlar alınırken masada olup, konuşup tartışmamız gereken bir ülke ABD. 

Dolayısı ile, slogan vari yaklaşımlarla veya  dünyadaki semiri ve sömürü düzeninin banisi olması dolayısı ile de, hiçbir şekilde iletişim ve ilişki kurmayacağımız ve başımızı kuma gömüp hayıflanacağımız bir ülke değil ABD. 

Sayın cumhurbaşkanımız ABD’ye gitti ve ülkemiz, bölgemiz ve dünya ile ilgili gerçekleri ABD’ye en üst perdeden aktardı. Giderken bavulumuzda;

1- FETÖ dosyamız vardı

2- PYD ve DEAŞ dosyamız vardı

3- Suriye dosyamız vardı 

Bu 3 dosyada da beklediğimiz neticeyi alamadığımızı söyleyebiliriz. ABD, PYD konusunda geri adım atmadı. Ancak orada bir kapı aralığı bırakarak, Türkiye’yi ve Türkiye’nin tezlerini karşısına alan tavır ve öngörülerden de imtina etti. Rakka’ya müdahaleyi PYD ile yapsa da, daha sonraki süreçte bölgenin istikrarsızlaşmasını istemediğini ortaya koydu. Zira ABD, enerji koridorları ve enerji arteri konumundaki bir bölge istikrarsız ve güvensiz hale gelirse, bundan herkesin zarar göreceğini çok iyi biliyor.     

FETÖ konusunda da sadece yumuşama sinyali verdiğini ve nihai kararı vermediği ortaya çıkıyor ABD’nin yaklaşımlarından. Zira eğer 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin arkasında ABD ve NATO’nun olduğu ortaya çıkarsa veya darbe girişiminden kendilerinin bilgi sahibi olduğu ortaya çıkarsa, ABD’nin Ortadoğu üzerinde yapmak istediği harita değişikliklerinin asla gerçekleşmeyeceği anlamına gelir.  

21 Mayıs 2017 de sayın cumhurbaşkanımız, 16 Nisan 2017 halk oylamasının bir neticesi olarak, muhteşem bir geri dönüşle AK PARTİ’nin başına yeniden genel başkan oldu ve neredeyse bütün vesayet odaklarını ortadan kaldıracak bir sistemi başlattı. 

Artık CHP kendini yeniden yapılandırmak mecburiyetinde, artık MHP öfkesine yenik düşmemek mecburiyetinde, artık HDP milletin tamamına hitap edecek politikalar üretmek mecburiyetinde, artık SP ve diğer siyasi partiler duruşlarını, politikalarını yeniden gözden geçirmek mecburiyetinde. 

Bütün bunlardan sonra diyorum ki, yeni dönem, yeni hamleler, yeni atılımlar ve yeni yeniler, yeni sistemimiz hayırlı olsun ve yine diyorum ki, HOŞ GELDİN REİS.

                                                                                                         

                                                                                                         

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (