Son yıllarda Türkiye’deki siyasi iklim, giderek daha fazla baskı altında hissettirmekte. Özellikle köşe yazarları için, durumu ele alan yazılar yazmak değil, gündelik hayatı kolaylaştıracak "çizgi film" tadında yazılar yazmak bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Ülkede yaşanan pek çok olay, köşe yazarlarının güvenliği ve devamlılığı açısından korku ve kaygı uyandırıyor.
Siyasi iktidara yönelik eleştiriler, çoğu zaman linç kültürüyle karşılaşmakta. İktidarı eleştiren yazarlar, sosyal medya üzerinden yapılan organize saldırılarla hedef haline gelebiliyor. Bu nedenle, birçok köşe yazarı ya sessiz kalmayı ya da daha az riskli konular üzerine yazmayı tercih ediyor. Sonuç olarak, toplumda tartışılması gereken konular bir kenara itilmiş, sokakta, iş yerlerinde ya da evlerde yaşanan kötü deneyimler gazetecilikteki özgürlük alanını daraltmıştır.
Öte yandan, iktidar yanlısı yazılar yazanlar için herhangi bir tehlike söz konusu değil. Bu durum, yalnızca demokrasinin temel bir unsuru olan ifade özgürlüğünün ihlali değil, aynı zamanda toplumsal bir yara açma etkisi de taşıyor. Eleştirel bakış açılarının yok sayılması, farklı seslerin ve fikirlerin susturulmasına neden oluyor. Bu da toplumun düşünsel birikimini zayıflatıyor ve çeşitliliği öldürüyor.
Sosyal medya ve halkın etkileşimi, bazı journalismlere kapılar açabilir ancak bunlar da çoğu zaman kartelleşmiş bir baskının gölgesinde kalıyor. Düşünce ve ifade özgürlüğünün daha fazla tartışılması gerekmekte. Bir toplumda eleştirel düşüncenin, sorgulayıcı bir gazeteciliğin varlığı, o toplumun sağlıklı işleyişi için gerekli bir unsurdur. Demokratik bir ülkede, sadece iktidara bağlı olanların sesine önem verildiği bir medya düzeni, halkın bilgiye ulaşma hakkını kısıtlamakta ve neticede toplumsal huzuru tehdit etmektedir.
Vatandaşa gelince, siyasi görüşü ne olursa olsun, hangi siyasi partiye oy verirse versin eğer ki mevcut iktidardan hizmet almak istiyorsa, seçimin hemen sonrasında kesinlikle objektif bakan gazetecilerin, köşe yazarlarının ve muhalefetin yanında olması gerekmektedir ki mevcut iktidar veya yerel yönetimden hizmet alabilsin.
Sonuç olarak, köşe yazarlarından beklenen yalnızca "çiçek ve böcek" yazmak değil, toplum adına cesaretle sorular sormaktır. Bugün, Türkiye’de köşe yazarlarının karşılaştığı zorluklar birer fikir özgürlüğü meselesidir. Ve bu mesele, demokrasinin geleceği için hayati öneme sahiptir. Gelecek, cesur sorgulayıcılar ve gerçekleri yazanlar ile şekillenecektir. Bu nedenle, her gazeteci ve köşe yazarı, toplumun sesi olma yükümlülüğünü unutmamalıdır.
Oysa ki Eleştiri, hakaret sınırlarını aşmadığı müddetçe bedava akıldır.