( (
Ümit Yardım
Köşe Yazarı
Ümit Yardım
 

Yunanistan’da Türk-İslam Eserlerinin Vahim Durumu…

Bugün insanlığın en büyük medeni/estetik/kültür miraslarından birini mimari oluşturur. Dünyanın hangi ülkesi veya bölgesine gidilirse gidilsin geçmiş ifade ederken mimariye özel önem atfedilir. İnka, Maya, Mısır’dan Roma, Endülüs,  Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar bütün büyük  medeniyetlerde  resim, müzik, edebiyat gibi mimari de  o medeniyete ait derinliğin, evrensel mesajların ve değerlerin en önemli dışavurumlarından biri olmaktadır. Örneğin; Kurtuba Camii (şimdi Katedral), El Hamra Endülüs’ün, Süleymaniye, Selimiye Osmanlı’nın, Cuma Han Camii Kırım Türklerinin, Kul Şerif Camii Türk/Tatar medeniyetinin mimaride adeta özeti gibidir.  İnsanlığın bu büyük mimari eserlerinin önemli bölümü çeşitli uluslararası sözleşmelerle kayıt altına alınmış, listelenmiş ve ev sahiplerine de özel koruma sorumlulukları yüklenmiştir.  Bunları yerine getiremeyenlere de karşı da çeşitli izleme ve  uyarı mekanizmaları geliştirilmiştir. Osmanlı -Türk medeniyetinin 600 yıl boyunca en güzide ve muhteşem eserlerini sadece Türk-İslam alemine değil bütün insanlığa armağan ettiği coğrafyaların başında bugünkü Balkanlar, özelde de Yunanistan gelir.  İstanbul, Edirne, Bursa gibi merkezlere yakınlığı, Balkanların Türkler için özel önem taşıması bunun bazı nedenleri olarak ilk anda akla gelebilir. Gerçekten de Yunanistan’daki Türk mimari mirası, Anadolu veya diğer bölgedekilerden hiç geri olmadığı gibi çok daha ileri düzeyde ve zenginlikte olduğu da söylenebilir. Mimarimizin büyük dahisi Mimar Sinan’ın  epeyce çok sayıda eserinin Balkanlarda  bulunduğunun da bu vesileyle hatırlatılması ve bilinmesi gerekir. Türkler bütün Balkanlar gibi Yunanistan’ı da nakış gibi mimariyle işlemişlerdir 500 yıl boyunca. Bugün, ne yazık ki, ülkedeki bu mimari zenginliklerin durumu içler acısıdır. Yunanistan’a sirtaki oynamak, plajlarında gezmek, uzo içmek gibi birtakım turistik nedenler  dışında, daha estetik-kültürel amaçlarla, araştırmacı bir anlayışla giden herkes bunu hemen geldiği ilk günden itibaren görecek, baştan başa bütün ülkede, başkent Atina, Selanik, Yanya gibi önemli şehirler dahil neredeyse her şehirde ve kentte,caddede, sokakta, Girit, Rodos, İstanköy, Midilli dahil çoğu adada mutlaka  bir Osmanlı-Türk mimari eserinin kalıntısı, yıkıntısı veya mahiyeti değiştirilmiş ve çoğu kez inşa amaç ve ruhuna aykırı amaçla kullanılmakta olan bir durumdaki abideler karşısına çıkacaktır.  Geçtiğimiz yüzyıllarda, başta Mora, Epir, Tripoli olmakla büyük bir bölgede Türk-İslam nüfusuna karşı işlenen dini/etnik temizliğin adeta devamı on yıllardır bu mazlum insanların sanatkar ellerinde muhteşem mimari eserlerine dönmüş anıtlara, camilere, medreselere, türbelere, mezarlara, çeşmelere vb. özetle Türk-İslam mührünü taşıyan her şeye karşı sürdürülmektedir. Ülkedeki zehirli Türk düşmanlığı ortamı da bu uygulamaları teşvik etmektedir. Kazancakis’in eserlerinde bile bu önyargıların, hatta Türk kültürüne karşı bir nevi ezikliğin ipuçları kolayca görülebilecektir. Ülkedeki genel hakim siyasi/sosyal psikoloji böyle olunca ve 5 asırlık Türk dönemini inkar anlayışı, kısaca post Bizans olarak tanımlamasıyla unutturma, geçiştirme gibi sakat bir tarih-medeniyet anlayışı şeklinde ortaya çıkınca, sonuçları da maalesef bu şekilde kendini göstermektedir. Ülkedeki mimari eserlerimize dair bilgiler arşivlerde, vakıf defterlerinde, Evliya Çelebi gibi gezginlerin seyahatnamelerinde geniş şekilde yer almaktadır. Yine bu alanda Ekrem Hakkı Ayverdi, Semavi Eyice, Nejat Göyünç, Filiz Yenişehirlioğlu, Büyükelçi Zeki Çelikkol, İsmail Bıçakçı, Mehmet İbrahimgil ve diğer değerli yerli / yabancı  araştırmacılar önemli eserler vermişlerdir. Bu vesileyle, örneğin,  Hollandalı Kiel gibi batılı araştırmacıların bu alandaki büyük katkılarını, fedakar çalışmalarını da bir kadirşinaslık örneği olarak zikretmeliyiz. Bu anlamda, son yıllarda gerek Balkanlara ve gerek diğer bölgelerdeki medeni izlerimize yönelik ilginin, bütün zorluk ve engellemelere rağmen arttığını da memnuniyetle görmekteyiz. Bu makalenin yazarı da uzun yıllar Yunanistan’da onlarca şehir, ada, kasaba’da incelemeler yaparak binlerce fotoğraftan müteşekkil bir katalog oluşturabilmiş ve bu alanda çalışan araştırmacılarla, sergilerde kamuoyuyla paylaşmıştır. En başta merhum E.Hakkı Ayverdi’nin abidevi “ “Avrupa’da Osmanlı Mimari Mirası” adlı 4 ciltlik eseri başta olmakla bütün bu değerli çalışmalardan da görüleceği üzere, Türkler sadece Yunanistan’da 4000 civarında mimari eser inşa etmiştir.  (Merhuma göre bütün Balkanlardaki eserlerimizin genel sayısı da 15 bin kadardır)  Ayverdi bunların içinde 2336 camii, 182 medrese, 315 okul, 307 tekke, 65 imaret,171 han, 134 hamam, 30 türbe, 25 köprü ve 22 kalenin   bulunduğunu belirtmektedir. Bu abideler bütün ülkeye yayılmış olmakla birlikte daha yoğunlukla İnebolu, Kesriye, Yanya, Edesa, Yenice, Selanik, Serez, Kavala ve Batı Trakya ile başta Girit, Midilli, Rodos, İstanköy Ege adalarında bulunmaktadır. Sadece Osmanlı dönemine değil, Yıkık Minare gibi Selçuklular devrine kadar giden tarihi eserlere de sahip Batı Trakya’daki mimari eserlerin durumu ve yüzyıldır başlarına gelenler ise ayrı bir ibretlik hikayedir. Bugün için, Avrupa medeniyetinin kaynağı olduğu iddiasındaki bu AB ülkesinde 5 asırlık Türk döneminden geriye kalan eserlerin ne yazık ki ancak birkaç yüzle ifade edilebileceğini sanıyoruz.  Burada Prof. Kiel’in “…bütün dünyaya ait, insanlığın ortak mirası mahiyetindeki eserlerin yıkılmaması gerekir. Barbar; bir kültürü yıkandır…” şeklindeki ibretamiz sözlerini bir kez daha hatırlamaktayız.     Yunanistan; ICOMOS-Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi-1965, UNESCO Anıtların Korunması ve Restorasyonu Venedik Sözleşmesi-1964, Avrupa Mimari’nin Korunması Konferansı-1985 vb. başta olmakla bu alanda ülkelere çeşitli koruma ve restorasyon sorumluklar da yükleyen uluslararası sözleşmelere taraftır, bu konuların ele alındığı çeşitli konferanslara katılmıştır.  Ülkedeki Türk mimari mirasının imhasına yönelik politikalarla ilgili şu hususları bilhassa vurgulamamız mümkündür; a.Resmi düzeyde bilinçli, sistematik uygulamalar; kamuoyunu uzun yıllar meşgul eden ve Türk-Yunan ilişkilerinin de gündemine giren, en tipik örneklerden biri devletin 1989’da Gümülcine’deki Poşpoş Tekkesi’ni güya restorasyon amacıyla yıkmasıdır. Geçmişte birçok kez kundaklama kurbanı da olan, Batı Trakya Türklüğünün sembollerinden bu Tekke’nin yıkılması sonrasında  yeniden inşası yönünde verilen resmi taahhütlere rağmen  30 yıl hiçbir adım atılmamıştır. Geçtiğimiz yıl birtakım çalışmaların yapıldığı  görülmüşse de son güncel  durumu tarafımızca  malum değildir. Azınlık restorasyon tamamlansa bile ortaya çıkacak eserin aslına ne derece sadık kalınacağından endişe etmektedir.   b.İlgili makamların eserlerin korunmasına yönelik gerekli tedbirleri almayışları, yok oluşlarına göz yummaları dikkat çekicidir. Cami, türbe, tekke   dahil önemli eserlerimizin bazılarının, bırakalım müze, sergi salonu vb. olmayı bugün çöplük, odun deposu, eşya deposu vb. gibi amaçlarla kullanıldığı dahi görülmektedir. Lindos,  Kesriye gibi bölgelerdeki birtakım eserlerimizin durumu buna örnek teşkil etmektedir.   c.Restorasyon görüntüsü altında birçok mimari eserimize korunmakta oldukları görünümü verilmekte ancak fiiliyatta hiçbir düzenleme yapılmamakta, kendiliklerinden yıkılmaya terk edilmektedirler.  Bu tür durumlara bilhassa Rodos, Girit gibi turistik merkezlerde rastlanmakta, adeta Türk veya diğer ülkelerden turistlerin gözü boyanmaktadır. Restore edildiği iddia edilen eserlerin ise asıllarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı durumlar da  maalesef görülmektedir. Bunlara en tipik örnek Girit Hanya’daki Yeniçeri Camii’nin durumudur.  d.Ülkenin genelindeki Türk düşmanlığının yansımaları neticesinde bazı mimari eserler kundaklamaların, saldırılmaların vb. kurbanı olmaktadır. Çok önemli bir 15.asır eseri olan Tembi Hasan Baba Türbesi’nin bombalanması buna örnek teşkil eder.  e.Bazı Türk mimari eserleri ise adeta resmi ve kasıtlı  Türk-İslam  düşmanlığının, tarihe saygısızlığın   simgelerine dönüştürülmüştür. Son yıllardaki hali bilinmemekle birlikte, Yanya’daki Aslan Paşa Medresesi’ni yıllar önce ziyaretimizde  medrese bahçesindeki mezarlığın hemen yanına bir umumi tuvaletin inşa edilmiş olduğunu görmek hayal dahi edilemeyecek bir durumdu. Tarih herhalde bu ölçüde bir medeniyet düşmanlığının başka bir örneğini çok az görmüştür.     f.Gözden, şehir/kent merkezlerinden uzak bölgelerdeki eserlerin durumu ise belki en vahimidir. Kendi kendilerine yıkılmaya, çürümeye terk edilmişlerdir. Sahipsizdirler. Akrokorint bölgesindeki dağlarda eski Türk köylerine gidenler bu ibretamiz hali göreceklerdir. Kaleler, okullar, camiler, çeşmeler, türbeler vb. her geçen gün eriyip gitmektedir.   Sonuçta bütün bu uygulamalar bir araya geldiğinde yukarıda belirttiğimiz üzere, geçmişte binlerle ifade edilebilecek, Osmanlı- Türk mimari eserleri bugün çok mütevazi sayılara inmiştir. Öyle ki temelden Türk şehri olan Yenişehir de bile abidevi eserlerimiz yok edile edile geriye sadece, müze olarak kullanılan bir tek camii kalmıştır. Onun minaresinin şerefesinden üst kısmı da yıkılmış durumdadır. İçeri ziyaret için girmek bile kolay olmamaktadır. AB üyesi komşumuzun medeniyet/mimari düşmanlığı maalesef ara vermeksizin bugün de devam ediyor. Keşke bu alanda iki ülke arasında ortak restorasyon projelerinden, işbirliğinden, tecrübe paylaşımından, bu amaçla yapılan çalıştaylardan, toplantılardan,  sadece Türklerin değil bütün bölgeye ait olan  500 yıllık Osmanlı mirasına birlikte sahip çıkıldığından bahsedebiliyor olsak. Ne yazık ki bugün için bunların hiçbiri söz konusu değil ve durum giderek daha da kötüleşiyor. Nitekim, son dönemin önemli örneklerden biri olarak, Edirne’nin hemen yanıbaşında bulunan Dimetoka’da  Mimar İvaz Paşa eseri Sultan Çelebi Mehmet Camii’nin hazin hikayesi hatırlanacaktır. Geçtiğimiz dönemlerde başına gelmeyen kalmayan,  sözde restoresi yıllardır bitmeyen,  600 yıllık muhteşem camiinin,   üslubuyla da nadide bir örnek olan  çatısı  22/23 mart 2017 gecesi bizce kasıtlı bir ihmalle yandı, camii binası  da  önemli ölçüde  zarar gördü. O dönemde Dışişleri Bakanlığınca yapılan açıklamada Yunanistan’ın sorumlulukları hatırlatılıyor ve “…Türkiye, eşsiz bir mimari eser olan Çelebi Sultan Mehmet Camii'nin restorasyonu ve muhafazası için Yunanistan ile işbirliği halinde her türlü katkıyı sağlamaya hazırdır..." deniliyordu. Bundan sonra ise bu konuda herhangi bir  olumlu gelişmenin çıkmadığını anlıyoruz. Televizyonlarımızda bilhassa turizm dönemlerinde Türk turizm şirketlerinin  Yunan adalarına turizmi teşvik eden reklamlarını her gördüğümüzde de bütün bu bahsettiğimiz tabloyu   bir kez daha hatırlıyoruz.         Bütün zorluklara, engellemelere rağmen bazılarının isimlerini yukarıda zikrettiğimiz Türk ve batılı araştırmacılar,  Yunanistan’daki Türk-İslam mimari eserlerinin izlerini uzun yıllar süren fedakar çalışmalarla takip etmişler, bulmuşlar,  incelemişler ve özelliklerini kayıt altına almışlardır. Bu noktada artık görev siyasetindir, yönetimlerindir. Bu ülkeyle temaslarda, görüşmelerde eserlerimizin durumuna, korunmasına, sağlıklı ve asıllarına uygun  restorasyonuna en az siyasi, ekonomik vb. konular kadar önem   verdiğimiz karşı tarafa aktarılmalı, konular takip edilmeli, bütün bölgesel/uluslararası mekanizmalarda da işlenmeli, ele alınması sağlanmalıdır. Kültür, turizm başta olmakla ilgili  yetkililerimiz bu eserlerimizin bulduğu bölgeleri Türk turizminin hedef bölgelerine dönüştürmeli, haritalarda, rehberlerde yer verilmesini sağlamalı   ve bütün diğer gerekli adımları da atmalıdır. Bu sorumluluklar yerine getirilmediği takdirde,  ilgisizliğin, umursamazlığın ve sessizliğin  de Yunanistan’daki mimari mirasımızın eriyip gidişinden mesul olacağının bilinmesi gerekir. (Önümüzdeki dönemde de bu ülkedeki 5 asırlık Osmanlı-Türk egemenliğinin en büyük mirası olan Batı Trakya Türklerinin durumunu özetle ele alacağız)
Ekleme Tarihi: 22 Haziran 2020 - Pazartesi
Ümit Yardım

Yunanistan’da Türk-İslam Eserlerinin Vahim Durumu…

Bugün insanlığın en büyük medeni/estetik/kültür miraslarından birini mimari oluşturur. Dünyanın hangi ülkesi veya bölgesine gidilirse gidilsin geçmiş ifade ederken mimariye özel önem atfedilir. İnka, Maya, Mısır’dan Roma, Endülüs,  Selçuklu ve Osmanlı’ya kadar bütün büyük  medeniyetlerde  resim, müzik, edebiyat gibi mimari de  o medeniyete ait derinliğin, evrensel mesajların ve değerlerin en önemli dışavurumlarından biri olmaktadır. Örneğin; Kurtuba Camii (şimdi Katedral), El Hamra Endülüs’ün, Süleymaniye, Selimiye Osmanlı’nın, Cuma Han Camii Kırım Türklerinin, Kul Şerif Camii Türk/Tatar medeniyetinin mimaride adeta özeti gibidir.  İnsanlığın bu büyük mimari eserlerinin önemli bölümü çeşitli uluslararası sözleşmelerle kayıt altına alınmış, listelenmiş ve ev sahiplerine de özel koruma sorumlulukları yüklenmiştir.  Bunları yerine getiremeyenlere de karşı da çeşitli izleme ve  uyarı mekanizmaları geliştirilmiştir.


Osmanlı -Türk medeniyetinin 600 yıl boyunca en güzide ve muhteşem eserlerini sadece Türk-İslam alemine değil bütün insanlığa armağan ettiği coğrafyaların başında bugünkü Balkanlar, özelde de Yunanistan gelir.  İstanbul, Edirne, Bursa gibi merkezlere yakınlığı, Balkanların Türkler için özel önem taşıması bunun bazı nedenleri olarak ilk anda akla gelebilir. Gerçekten de Yunanistan’daki Türk mimari mirası, Anadolu veya diğer bölgedekilerden hiç geri olmadığı gibi çok daha ileri düzeyde ve zenginlikte olduğu da söylenebilir. Mimarimizin büyük dahisi Mimar Sinan’ın  epeyce çok sayıda eserinin Balkanlarda  bulunduğunun da bu vesileyle hatırlatılması ve bilinmesi gerekir. Türkler bütün Balkanlar gibi Yunanistan’ı da nakış gibi mimariyle işlemişlerdir 500 yıl boyunca.
Bugün, ne yazık ki, ülkedeki bu mimari zenginliklerin durumu içler acısıdır. Yunanistan’a sirtaki oynamak, plajlarında gezmek, uzo içmek gibi birtakım turistik nedenler  dışında, daha estetik-kültürel amaçlarla, araştırmacı bir anlayışla giden herkes bunu hemen geldiği ilk günden itibaren görecek, baştan başa bütün ülkede, başkent Atina, Selanik, Yanya gibi önemli şehirler dahil neredeyse her şehirde ve kentte,caddede, sokakta, Girit, Rodos, İstanköy, Midilli dahil çoğu adada mutlaka  bir Osmanlı-Türk mimari eserinin kalıntısı, yıkıntısı veya mahiyeti değiştirilmiş ve çoğu kez inşa amaç ve ruhuna aykırı amaçla kullanılmakta olan bir durumdaki abideler karşısına çıkacaktır. 


Geçtiğimiz yüzyıllarda, başta Mora, Epir, Tripoli olmakla büyük bir bölgede Türk-İslam nüfusuna karşı işlenen dini/etnik temizliğin adeta devamı on yıllardır bu mazlum insanların sanatkar ellerinde muhteşem mimari eserlerine dönmüş anıtlara, camilere, medreselere, türbelere, mezarlara, çeşmelere vb. özetle Türk-İslam mührünü taşıyan her şeye karşı sürdürülmektedir. Ülkedeki zehirli Türk düşmanlığı ortamı da bu uygulamaları teşvik etmektedir. Kazancakis’in eserlerinde bile bu önyargıların, hatta Türk kültürüne karşı bir nevi ezikliğin ipuçları kolayca görülebilecektir. Ülkedeki genel hakim siyasi/sosyal psikoloji böyle olunca ve 5 asırlık Türk dönemini inkar anlayışı, kısaca post Bizans olarak tanımlamasıyla unutturma, geçiştirme gibi sakat bir tarih-medeniyet anlayışı şeklinde ortaya çıkınca, sonuçları da maalesef bu şekilde kendini göstermektedir.


Ülkedeki mimari eserlerimize dair bilgiler arşivlerde, vakıf defterlerinde, Evliya Çelebi gibi gezginlerin seyahatnamelerinde geniş şekilde yer almaktadır. Yine bu alanda Ekrem Hakkı Ayverdi, Semavi Eyice, Nejat Göyünç, Filiz Yenişehirlioğlu, Büyükelçi Zeki Çelikkol, İsmail Bıçakçı, Mehmet İbrahimgil ve diğer değerli yerli / yabancı  araştırmacılar önemli eserler vermişlerdir. Bu vesileyle, örneğin,  Hollandalı Kiel gibi batılı araştırmacıların bu alandaki büyük katkılarını, fedakar çalışmalarını da bir kadirşinaslık örneği olarak zikretmeliyiz. Bu anlamda, son yıllarda gerek Balkanlara ve gerek diğer bölgelerdeki medeni izlerimize yönelik ilginin, bütün zorluk ve engellemelere rağmen arttığını da memnuniyetle görmekteyiz. Bu makalenin yazarı da uzun yıllar Yunanistan’da onlarca şehir, ada, kasaba’da incelemeler yaparak binlerce fotoğraftan müteşekkil bir katalog oluşturabilmiş ve bu alanda çalışan araştırmacılarla, sergilerde kamuoyuyla paylaşmıştır.


En başta merhum E.Hakkı Ayverdi’nin abidevi “ “Avrupa’da Osmanlı Mimari Mirası” adlı 4 ciltlik eseri başta olmakla bütün bu değerli çalışmalardan da görüleceği üzere, Türkler sadece Yunanistan’da 4000 civarında mimari eser inşa etmiştir.  (Merhuma göre bütün Balkanlardaki eserlerimizin genel sayısı da 15 bin kadardır)  Ayverdi bunların içinde 2336 camii, 182 medrese, 315 okul, 307 tekke, 65 imaret,171 han, 134 hamam, 30 türbe, 25 köprü ve 22 kalenin   bulunduğunu belirtmektedir. Bu abideler bütün ülkeye yayılmış olmakla birlikte daha yoğunlukla İnebolu, Kesriye, Yanya, Edesa, Yenice, Selanik, Serez, Kavala ve Batı Trakya ile başta Girit, Midilli, Rodos, İstanköy Ege adalarında bulunmaktadır. Sadece Osmanlı dönemine değil, Yıkık Minare gibi Selçuklular devrine kadar giden tarihi eserlere de sahip Batı Trakya’daki mimari eserlerin durumu ve yüzyıldır başlarına gelenler ise ayrı bir ibretlik hikayedir. Bugün için, Avrupa medeniyetinin kaynağı olduğu iddiasındaki bu AB ülkesinde 5 asırlık Türk döneminden geriye kalan eserlerin ne yazık ki ancak birkaç yüzle ifade edilebileceğini sanıyoruz. 


Burada Prof. Kiel’in “…bütün dünyaya ait, insanlığın ortak mirası mahiyetindeki eserlerin yıkılmaması gerekir. Barbar; bir kültürü yıkandır…” şeklindeki ibretamiz sözlerini bir kez daha hatırlamaktayız.  

 

Yunanistan; ICOMOS-Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi-1965, UNESCO Anıtların Korunması ve Restorasyonu Venedik Sözleşmesi-1964, Avrupa Mimari’nin Korunması Konferansı-1985 vb. başta olmakla bu alanda ülkelere çeşitli koruma ve restorasyon sorumluklar da yükleyen uluslararası sözleşmelere taraftır, bu konuların ele alındığı çeşitli konferanslara katılmıştır. 


Ülkedeki Türk mimari mirasının imhasına yönelik politikalarla ilgili şu hususları bilhassa vurgulamamız mümkündür;


a.Resmi düzeyde bilinçli, sistematik uygulamalar; kamuoyunu uzun yıllar meşgul eden ve Türk-Yunan ilişkilerinin de gündemine giren, en tipik örneklerden biri devletin 1989’da Gümülcine’deki Poşpoş Tekkesi’ni güya restorasyon amacıyla yıkmasıdır. Geçmişte birçok kez kundaklama kurbanı da olan, Batı Trakya Türklüğünün sembollerinden bu Tekke’nin yıkılması sonrasında  yeniden inşası yönünde verilen resmi taahhütlere rağmen  30 yıl hiçbir adım atılmamıştır. Geçtiğimiz yıl birtakım çalışmaların yapıldığı  görülmüşse de son güncel  durumu tarafımızca  malum değildir. Azınlık restorasyon tamamlansa bile ortaya çıkacak eserin aslına ne derece sadık kalınacağından endişe etmektedir.  


b.İlgili makamların eserlerin korunmasına yönelik gerekli tedbirleri almayışları, yok oluşlarına göz yummaları dikkat çekicidir. Cami, türbe, tekke   dahil önemli eserlerimizin bazılarının, bırakalım müze, sergi salonu vb. olmayı bugün çöplük, odun deposu, eşya deposu vb. gibi amaçlarla kullanıldığı dahi görülmektedir. Lindos,  Kesriye gibi bölgelerdeki birtakım eserlerimizin durumu buna örnek teşkil etmektedir.  


c.Restorasyon görüntüsü altında birçok mimari eserimize korunmakta oldukları görünümü verilmekte ancak fiiliyatta hiçbir düzenleme yapılmamakta, kendiliklerinden yıkılmaya terk edilmektedirler.  Bu tür durumlara bilhassa Rodos, Girit gibi turistik merkezlerde rastlanmakta, adeta Türk veya diğer ülkelerden turistlerin gözü boyanmaktadır. Restore edildiği iddia edilen eserlerin ise asıllarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığı durumlar da  maalesef görülmektedir. Bunlara en tipik örnek Girit Hanya’daki Yeniçeri Camii’nin durumudur. 


d.Ülkenin genelindeki Türk düşmanlığının yansımaları neticesinde bazı mimari eserler kundaklamaların, saldırılmaların vb. kurbanı olmaktadır. Çok önemli bir 15.asır eseri olan Tembi Hasan Baba Türbesi’nin bombalanması buna örnek teşkil eder. 


e.Bazı Türk mimari eserleri ise adeta resmi ve kasıtlı  Türk-İslam  düşmanlığının, tarihe saygısızlığın   simgelerine dönüştürülmüştür. Son yıllardaki hali bilinmemekle birlikte, Yanya’daki Aslan Paşa Medresesi’ni yıllar önce ziyaretimizde  medrese bahçesindeki mezarlığın hemen yanına bir umumi tuvaletin inşa edilmiş olduğunu görmek hayal dahi edilemeyecek bir durumdu. Tarih herhalde bu ölçüde bir medeniyet düşmanlığının başka bir örneğini çok az görmüştür.    


f.Gözden, şehir/kent merkezlerinden uzak bölgelerdeki eserlerin durumu ise belki en vahimidir. Kendi kendilerine yıkılmaya, çürümeye terk edilmişlerdir. Sahipsizdirler. Akrokorint bölgesindeki dağlarda eski Türk köylerine gidenler bu ibretamiz hali göreceklerdir. Kaleler, okullar, camiler, çeşmeler, türbeler vb. her geçen gün eriyip gitmektedir.  
Sonuçta bütün bu uygulamalar bir araya geldiğinde yukarıda belirttiğimiz üzere, geçmişte binlerle ifade edilebilecek, Osmanlı- Türk mimari eserleri bugün çok mütevazi sayılara inmiştir. Öyle ki temelden Türk şehri olan Yenişehir de bile abidevi eserlerimiz yok edile edile geriye sadece, müze olarak kullanılan bir tek camii kalmıştır. Onun minaresinin şerefesinden üst kısmı da yıkılmış durumdadır. İçeri ziyaret için girmek bile kolay olmamaktadır.
AB üyesi komşumuzun medeniyet/mimari düşmanlığı maalesef ara vermeksizin bugün de devam ediyor. Keşke bu alanda iki ülke arasında ortak restorasyon projelerinden, işbirliğinden, tecrübe paylaşımından, bu amaçla yapılan çalıştaylardan, toplantılardan,  sadece Türklerin değil bütün bölgeye ait olan  500 yıllık Osmanlı mirasına birlikte sahip çıkıldığından bahsedebiliyor olsak. Ne yazık ki bugün için bunların hiçbiri söz konusu değil ve durum giderek daha da kötüleşiyor.


Nitekim, son dönemin önemli örneklerden biri olarak, Edirne’nin hemen yanıbaşında bulunan Dimetoka’da  Mimar İvaz Paşa eseri Sultan Çelebi Mehmet Camii’nin hazin hikayesi hatırlanacaktır. Geçtiğimiz dönemlerde başına gelmeyen kalmayan,  sözde restoresi yıllardır bitmeyen,  600 yıllık muhteşem camiinin,   üslubuyla da nadide bir örnek olan  çatısı  22/23 mart 2017 gecesi bizce kasıtlı bir ihmalle yandı, camii binası  da  önemli ölçüde  zarar gördü. O dönemde Dışişleri Bakanlığınca yapılan açıklamada Yunanistan’ın sorumlulukları hatırlatılıyor ve “…Türkiye, eşsiz bir mimari eser olan Çelebi Sultan Mehmet Camii'nin restorasyonu ve muhafazası için Yunanistan ile işbirliği halinde her türlü katkıyı sağlamaya hazırdır..." deniliyordu. Bundan sonra ise bu konuda herhangi bir  olumlu gelişmenin çıkmadığını anlıyoruz.


Televizyonlarımızda bilhassa turizm dönemlerinde Türk turizm şirketlerinin  Yunan adalarına turizmi teşvik eden reklamlarını her gördüğümüzde de bütün bu bahsettiğimiz tabloyu   bir kez daha hatırlıyoruz.        


Bütün zorluklara, engellemelere rağmen bazılarının isimlerini yukarıda zikrettiğimiz Türk ve batılı araştırmacılar,  Yunanistan’daki Türk-İslam mimari eserlerinin izlerini uzun yıllar süren fedakar çalışmalarla takip etmişler, bulmuşlar,  incelemişler ve özelliklerini kayıt altına almışlardır. Bu noktada artık görev siyasetindir, yönetimlerindir. Bu ülkeyle temaslarda, görüşmelerde eserlerimizin durumuna, korunmasına, sağlıklı ve asıllarına uygun  restorasyonuna en az siyasi, ekonomik vb. konular kadar önem   verdiğimiz karşı tarafa aktarılmalı, konular takip edilmeli, bütün bölgesel/uluslararası mekanizmalarda da işlenmeli, ele alınması sağlanmalıdır. Kültür, turizm başta olmakla ilgili  yetkililerimiz bu eserlerimizin bulduğu bölgeleri Türk turizminin hedef bölgelerine dönüştürmeli, haritalarda, rehberlerde yer verilmesini sağlamalı   ve bütün diğer gerekli adımları da atmalıdır. Bu sorumluluklar yerine getirilmediği takdirde,  ilgisizliğin, umursamazlığın ve sessizliğin  de Yunanistan’daki mimari mirasımızın eriyip gidişinden mesul olacağının bilinmesi gerekir.


(Önümüzdeki dönemde de bu ülkedeki 5 asırlık Osmanlı-Türk egemenliğinin en büyük mirası olan Batı Trakya Türklerinin durumunu özetle ele alacağız)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (