( (
Ümit Yardım
Köşe Yazarı
Ümit Yardım
 

*Ankara/Brüksel Cephesinde Yeni Bir Açılım Yok…25/26 Mart 2021 AB Liderler Zirvesi*

Türkiye’nin Avrupa ile iç içe geçmişliğinin hikayesi şüphesiz yüzyıllarla ifade edilebilirse de bunun en somut sürecini  31 Temmuz 1959’da merhum Başbakan Menderes’in Topluluğa yaptığı başvuruyla başlayan ve çeşitli aşamalardan geçerek bugünlere kadar gelen Türkiye-AB ilişkileri teşkil etmektedir.  Hiçbir zaman kolay olmayan bu ilişkilerde iniş ve çıkışlar her zaman görülmüş, çeşitli  sorunlarla karşılaşılmış,  günün şartlarına göre bunların aşılabildiği dönemler olduğu gibi sorunların giderek  ağırlaşan  sorunlar paketine  dönüşebildiğine de  şahit olunmuştur.  Bugün içinden geçmekte bulunduğumuz dönem bunlardan biridir ve bu kritik günler sorunların aşılabilmesi için her iki tarafa da  büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukların başında günlük ve kısa vadeli retoriklerin populist rüzgarlarına  kapılmaksızın sağduyulu,  uzun vadeli ve  gerçekçi,  ama aynı zamanda da vizyoner kararların alınması ve  Türkiye-AB ilişkilerinin gerçek bir devlet adamlığı optiğinden değerlendirilmesi  gelmektedir. Vizyoner devlet adamlığının tarihin akışını nasıl değiştirebildiğinin görüldüğü  gibi, bunun bulunmayışının sonuçlarını gösteren bir çok örnek de mevcuttur.  Osmanlı devlet yönetim geleneğinde bu durumlar  “kaht ı  rical” ifadesiyle  açıklanır. Bir başka ifadeyle yetişmiş, tecrübeli, önünü ve geleceği görebilen  devlet adamı  eksikliği. Türkiye ve Avrupa/AB ilişkilerinin geçmişi yukarıda işaret ettiğimiz gibi çok köklüdür  ve esasen tarafların krizleri aşabilme yeteneği, tecrübesi vardır. Ve bu birikim de mevcut darboğazların aşılabilmesi yönünde en büyük ve önemli değer  olarak görülmelidir.   Türkiye-AB ilişkileri hemen her yönden stratejik düzeyde ele alınması gereken dosyaları içerir. Zira bunların her biri bu ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesinde etkili olacaktır. Öte yandan; bu ilişkilerin önündeki engeller de, taraflarca  yapılması gerekenler de ana hatlarıyla esasen bellidir. Bu genel görünüm içinde bu ilişkilerin geleceğinin değerlendirilmesinde göz önünde tutulması gerekli ana unsurlardan biri de; anavatan Türkiye ile  AB coğrafyasında yaşayan  milyonlarca  ülkemiz kökenli insanımız arasında AB üzerinden kurulacak sağlıklı bağların getireceği uzun vadeli kazanımlardır. Türkiye-AB ilişkilerinin bizce en stratejik yönü de bu insani boyuttur. Gerçekten de, ilişkilerin normalleştiği dönemler bu ülkelerdeki insanlarımızı da doğrudan olumlu etkilemekte, gerek anavatan gerek yeni vatanları ile bağlarını güçlendirmekte, aksine durumlarda ise huzursuzluk, yaşadıkları yerlere uyumda   zorlanma, gerginlikler doğmakta, hatta İslamfobi  ve Türkfobinin de şiddetlenerek bu krizlerden beslenebildiğine şahit olunmaktadır. Şüphesiz  ticaret ve ekonomiden karşılıklı  yatırımlara, eğitime, terörle mücadeleye   kadar  hemen her alanda yakınlaşma imkanları da  mevcuttur. Mevcut istatistiki veriler Türkiye ile küresel sistemin ABD’den sonra en büyük gücü AB  arasındaki ilişkilerin mahiyetini göz ardı edilemeyecek kadar açık şekilde ortaya koymaktadır.   Türkiye-AB ilişkileri ve sorunlarının genel dokusunda bir çok unsur vardır. Nihayetinde  62 yıl önce Topluluğa yapılan resmi başvuru ile başlayan ve bugünlere kadar gelen kapsamlı bir  müktesebattan bahsetmekteyiz. Bu ilişkilerin bugünkü  gündeminde yer alan dosyalardan, örneğin vize muafiyeti konusunda (E) BE Naci Koru’nun Diplomasi Günlüğü’nde akıcı bir üslupla kaleme aldığı  ve bizzat içinde yaşadığı tarihi bir süreci anlattığı “Neden Hala Avrupa Ülkelerine Vizesiz Gidemiyoruz? / Türkiye-AB Göçmen Mutabakatının Kısa Öyküsü” başlıklı yazıyı bilhassa tavsiye etmekteyiz.   Bugünlere doğru uzandığımızda, geçtiğimiz yaz aylarından itibaren  Doğu Akdeniz odaklı gelişmelerin Türkiye-AB ilişkilerini birkez daha tarihi bir eşiğe taşıdığı malumdur. Gerçekten de son dönem ilişkilerinde büyük krizlerin biri de D.Akdeniz’deki Türk-Yunan gerginliği ekseninde  yaşanmış, zamanla birçok başka bölgesel aktör de bu cepheleşme içinde saf tutmuştur. Bugüne kadar birçok vesileyle olduğu gibi, bu konuda da Yunanistan/ GKRY ikilisinin AB’ni Türkiye’ye karşı kışkırtma çabaları sahnede ön plandadır. Ege adaları dahil  sorunların mahiyetine, hukuki ve diplomatik yönlerine dair bazı  değerlendirmelerimizi geçtiğimiz dönemde yine Enpolitik sitesinde paylaştığımız  hatırlanacaktır. Bu bakımdan bu kısa çalışmamızda sadece  son dönem odaklı olarak dün (25 Mart 2021) yapılan son  AB Liderler Zirvesi süreci üzerinden bazı görüşlerimizi paylaşmayı  öngörmekteyiz.    Bu bakımdan 25/26 Mart 2021 Liderler Zirvesini hazırlayan bazı ön gelişmeleri birkez daha  hatırlamak yararlı olacaktır.   I. Kritik 1/2 Ekim 2020 AB Özel Zirvesi’ne gidilirken  Doğu Akdeniz’deki deniz  yetki alanları konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında doğan gerginlik  yaz aylarında  giderek  bölgesel bir mahiyete dönüşmüş, Türkiye; Yunanistan ve GKRY’den başka diğer bazı  bölge ve bölge dışı ülkenin de yer aldığı geniş bir cephe ile karşı karşıya kalmış, bu cephe içinde saf tutan   aktörlerden biri de (Fransa’nı öncülüğünde) AB olmuştur.   Bu gergin ortamın doğal bir sonucu olarak D.Karadeniz ve Türkiye  1/2 Ekim AB Liderler Zirve’sinde ele alınan ana konulardan birini teşkil etmiş, “Türkiye’nin AB üyelerinin egemenlik haklarına saygı duyması gerektiği aksi takdirde Türkiye’ye karşı bütün seçeneklerin masada olacağı” anlayışı görüşmelere hakim olmuştur.   Sözkonusu  AB Özel Zirvesi’nde; AB’nin D.Akdeniz  istikrar ve güvenlik ortamını stratejik önemde  gördüğü,  Türkiye’nin bölgedeki adımlarının AB’nin  çıkarlarına ve uluslararası  hukuka aykırı olduğu, AB’nin   Yunanistan ve GKRY’ ne tam destek verdiği,Türkiye’ye deniz yetki alanları sorununun  çözümü hususunda  GKRY ile diyaloga girme çağrısı yapıldığı,Türkiye ve Yunanistan arasında son olarak kararlaştırılan güven artırıcı önlemlere destek verildiği,Yunanistan ve GKRY’ne karşı  “illegal faaliyetlerin”  durması durumunda AB’nin;  Türkiye-AB ilişkilerine yönelik pozitif gündemli süreç  oluşturma kararında olduğu (Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaretin kolaylaştırılması, halktan halka temaslar, yüksek düzeyli temaslar, göç konularında diyalog   vb.) buna mukabil söz konusu “ihlallerin” devamı halinde  ise AB’nin, ilgili üye ülkelerin (Yunanistan ve GKRY)  haklarını korumak amacıyla   Türkiye’ ye karşı (AB Anlaşmalarının ilgili  yaptırım maddeleri çerçevesinde yaptırımlar dahil)   her türlü aracı  kullanacağı açıklanmıştır. Bu konudaki gelişmelerin  AB Konseyi’nin 10 Aralık 2020 Zirvesi’nde  tekrar  ele alınacağı ve değerlendirileceği vb. gibi hususlar da liderler buluşmasında öne çıkarılmıştır.   Dolayısıyla bu aşamada Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir açılım söz konusu olmadığı, sadece AB perspektifinden bir durum tespitinden bahsedilebileceği görülmektedir.     II. Öte yandan yine 2020 yılının son döneminde  Türkiye-AB ilişkileri bakımından dolaylı/ dolaysız önem taşıyan diğer bazı gelişmeler de meydana gelmiştir. Bunlar arasında aşağıdakiler bilhassa belirtilmelidir.   a.       Avrupa Komisyonu’nun 6 ekim 2020 günü açıkladığı 2020 yılı Genişleme Strateji Belgesi ve  Türkiye  Ülke Raporunda   Türkiye’nin (güya)D.Akdeniz’de illegal faaliyetlerde bulunduğu ve bunların  gerginliği artırdığı,  AB üyelerinin egemen haklarına saygı duyulması gerektiği vb.   görüşleri yer almış,   b.      Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları  19 Kasım 2020  toplantısında   Türkiye’ye karşı Yunanistan ve GKRY ile dayanışma ilan etmişler,   c.       Avrupa Parlamentosu’nda 26 Kasım 2020 günü  kabul edilen  (631 olumlu, 3 karşı ve 59 çekimser) Karar ise Türkiye’nin KKTC Maraş bölgesinde attığı adımları  eleştirmiş, Ada’nın birleşmesine yönelik çözümün sadece diyalog, diplomasi ve müzakerelerden geçtiği vurgulanarak AB Konseyi’ne  Türkiye’ye karşı ağır  yaptırımlar uygulama çağrısında bulunmuş,   d.      AB Dışişleri Bakanları Konseyi’nin 7 Aralık 2020 günü yapılan Transatlantik ilişkiler, Gürcistan, Venezuela ve Türkiye’de durum gündem maddelerinin  ele alındığı toplantısında ise, Türkiye ile ilgili “gelişmelerin değerlendirildiği” belirtilmiş, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi de Türkiye’nin “dış politikasında bugüne kadar  herhangi bir temel  değişiklik olmadığını,   Türkiye’nin durumunun 10 Aralık AB Liderler Zirvesi’nde ele alınacağını “ açıklamıştır.     III.    AB Konseyi 10 Aralık 2021 Liderler Zirvesiöncesinde; çeşitli AB Liderlerinden taraflararası ilişkilerde yeterince olumlu gelişmelerin sağlanamadığı, Zirve’nin AB-Türkiye ilişkilerinin geleceği bakımından dönüm noktası olacağı türünden mesajlar da gelmiştir.   Yine bu ara dönemde AB Liderlerinin Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulanabileceği gibi tehditvari beyanları da sıkça görülmüş, Türk tarafı ise cevaben üst düzeyde ”...AB yaptırımlarının Türkiye’yi çok da ilgilendirmediği ” mesajlarını vermiştir.   a.Bu vesileyle gündeme sıkça gelen AB yaptırımlarının  ne anlam taşıdığının hatırlanması da yararlı olacaktır. Bilindiği üzere, 1 Ekim 2020 Zirvesinde AB; Türkiye’ye karşı bütün araçları kullanabileceğini açıklarken TEU (AB Anlaşması) ile TFEU (ABİA)’ nin ilgili yaptırım  maddelerine de atıfta bulunmuştur.   AB buradan hareketle  Dışişleri ve Güvenlik Politikaları  Yüksek Temsilcisi ve Komisyon’un ortak  önerileri ile nitelikli çoğunlukla (üye sayısının % 55’i ve de  AB nüfusunun % 65’i olacak şekilde) üçüncü ülkelere, kişilere, şirketlere, kurumlara vb.  karşı bütün  veya kısmi  olarak ekonomik-mali ilişkilerin azaltılması, durdurulması kararı alabilmektedir.   Bunlar özetle; seyahat yasakları, silah-hassas malzeme  ambargoları, mali varlıkların dondurulması,  ticaret yasaklamaları şeklinde olabilmektedir. Bu yaptırımlar AB vatandaşlarını ve AB’de yerleşikleri veya buralarda ticaret yapanları bağlamaktadır. Bugün için AB’nin uygulamakta olduğu 40 kadar farklı yaptırım rejimi mevcuttur. Halihazırda AB’nin Doğu Akdeniz gelişmeleriyle bağlantılı olarak  yaptırım uyguladığı bazı Türk vatandaşları da   bulunmaktadır.   b.Özetle verdiğimiz bu gergin  siyasi ortamda düzenlenen Zirve’nin gündeminde Covid19’a karşı eşgüdümün artırılması, iklim değişikliği, ticaret, güvenlik ve dış ilişkiler gibi maddeler yer almıştır. Ancak D.Akdeniz gelişmeleri ve AB-Türkiye ilişkilerinin geleceği maddesi  Ankara için en önemlisidir.   Toplantıda, Türkiye ile ilişkiler konusunda farklı görüşler arasında bir dengenin sağlanması için çaba sarfedildiği, nitekim, 10 Aralık 2020 AB Liderler Zirvesi Sonuç Bildirisine  bakıldığında;   -Yaptırım uygulanan Türk vatandaşları listesine bazı yeni isimlerin eklenmesi,   -AB Komisyonu’nun Mart 2021’e kadar Türkiye ile ilgili yeni bir Rapor hazırlaması, çok taraflı bölgesel Konferans konusunda çalışmaların  devamı ve   -Kıbrıs-Maraş bölgesinin açılışı nedeniyle Türkiye’nin kınanması ve AB’nin Türkiye-D.Akdeniz konularında ABD ile eşgüdüm içinde bulunması gibi hususların öne çıktığı görülmektedir.   IV. Öte yandan;  AB Konseyi’nin  insan hakları  alanında 7 Aralık 2020 günü ilk kez küresel ölçekte   insan hakları yaptırım rejimi tesisini öngören bir Karar alarak bir Yönetmelik kabul etmesi son derece önemli olmuştur. Bu hususun bilhassa altı çizilmeli, not edilmelidir. Zira önümüzdeki dönemde bu rejimin AB’nin dış dünya ile ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelmesi beklenmelidir. Bu düzenlemeye göre; dünyada ciddi insan hakları ihlalleri, işkence, keyfi tutuklama,  soykırım, insanlığa karşı suçlar vb. nedenleriyle ilgili şahıs, kuruluş ve devletlere karşı çeşitli AB yaptırımları uygulanacaktır.   Nitekim, AB Büyükelçilerinin 11 Mart 2021 toplantısında  6 ülke insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırıma tabi tutulması kararı alınmıştır. Bu ülkelerden biri olan  Çin’de   bazı yetkililere D.Türkistan’daki uygulamaları nedeniyle   yaptırım uygulanacaktır. Bu alanda ABD ile AB yakın işbirliği içinde de olacaklardır.   V. Yine AB  Liderleri’nin10 Aralık 2020   /  25 Mart 2021 Zirveleri arasındaki  dönemde; -Türkiye-Yunanistan arasında 2 tur istikşafi görüşmeler yapılmış, (25 ocak İstanbul-16 Mart Atina) (Bu arada kullanılan terminolojinin değiştiği, 61 tur İstikşafi/Explaratory  olarak nitelen görüşmelerin bu kez Ankara’da İstişari/ Consultative olarak tanımlandığı dikkat çekmiştir)   -Çeşitli insan hakları raporlarında Türkiye en alt sıralarda yer almayı sürdürmüş,   -Kıbrıs’la ilgili önümüzdeki ay Cenevre’de BM himayesinde bir gayri resmi buluşma yapılması kararlaştırılmış,   -Türkiye-ABD ilişkilerinde normalleşmeye yönelik herhangi bir süreç başlatılamadığı gibi Vaşington’dan gelen çeşitli mesajlarla Türkiye hemen her alanda hedef alınmış, gerek Başkan Biden yönetiminin yetkilileri, gerek Kongre’den çeşitli gruplar eleştirilerini ve Biden’a politika telkinlerini sürdürmüş,   -Türkiye’nin NATO içindeki sıkıntılı durumu devam etmiş (2030 NATO Vizyon Raporu)   -Avrupa Parlamentosu  Genel Kurulu’nda 11 Mart 2021 günü Suriye İhtilafının 10. Yıldönümü başlığıyla kabul edilen Karar’da Türkiye’ye (keza Rejim, Rusya ve İran’a karşı)  yönelik ağır eleştiriler yer almış, Türkiye bilhassa K.Suriye’ye müdahaleleri vb. nedeniyle suçlanmış, örneğin bölgeden Y.Karabağ’a milis sevk etmekle  itham edilmiş,   -S400’lerin akıbeti konusu ise Türkiye-ABD-NATO ekseninde en önemli sorunlardan biri olmayı sürdürmüştür.   Bu dönemde belki tek olumlu gelişme  Türkiye-ABD dışişleri bakanları arasında 24 Mart 2021 günü NATO toplantısı vesilesiyle yapılan görüşme olmuştur.   VI.Ve nihayet 25/26 Mart 2021 AB Zirvesi.  Yukarıda  özetlenen siyasi şartlar içinde  yapılan Zirve’nin gündemi;   i. AB içinde;  Covid19, Tek Pazar, AB sanayi politikaları, dijital dönüşüm, ekonomi  ve ii. Dış politika alanında da D.Akdeniz’de durum ve Rusya ile ilişkiler olarak belirlenmiştir.   Zirveden önce 22 Mart 2021 günü yapılan Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda da AB-Türkiye gelişmeleri, AB’nin güney komşuluk politikaları ve Türkiye gibi  önemli  gündem maddeleri de ele alınmıştır. Gündemde Rusya, Venezuela, Batı Balkanlar, Myanmar’da durum gibi başlıklar da ele alınmıştır.   İnsan haklarının  AB’nin önümüzdeki dönem dış politikasının önemli unsurlarından olacağını, 7 Aralık 2020’de AB Küresel İnsan Hakları Yaptırımlar Rejimi’ni kabul ettiğini yukarıda vurgulamıştık. Bu çerçevede Bakanlar toplantısında Myanmar darbesi nedeniyle ve uyguladıkları insan hakları ihlallerinden ötürü Myanmar, Eritre, Çin, Libya vb. gibi ülkelerden bazı yetkililere bu rejim temelinde yaptırım uygulanması kararı alınmıştır.   Yüksek Temsilci Borrellve AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve genel anlamda ilişkilerin geleceğini önümüzdeki dönemde Türkiye’nin atacağı adımlara göre şekillendirme anlayışının hakim olduğu Türkiye-AB Raporu da Yunanistan dahil üyelerce, bazı yönleri dışında,  dengeli bulunmuştur.    Bir bölümüne video konferansla Başkan Biden’ın da katıldığı 25 Mart Liderler Zirvesi’nde ise iki kanallı bir Türkiye-AB ilişkiler sürecinin öngörüldüğü alınan kararlardan ve sonuç bildirisinden açıkça anlaşılmaktadır.   -Türkiye’nin geçtiğimiz dönemde attığı adımlardan memnuniyet duyulduğu (örneğin D.Akdeniz’de tartışmalı bölgelerde sondaj çalışmalarının durdurulması!), bu adımların sürekli olmasının ve Türkiye’nin “uluslararası hukuka uymasının” (!)  beklendiği,   -Bu gelişmelere göre gümrük birliğinin güncellenmesi dahil birtakım alanlarda işbirliği imkanlarının doğabileceği, aksi takdirde ise AB’nin gerekli adımları (AB yaptırımları) atabileceği,   -Türkiye’nin davranışlarının izleneceği ve ileride de AB Liderlerince değerlendirileceği sonuçlar arasında yer almaktadır.   Dolayısıyla son AB liderler zirvesinde de ilişkilerde stratejik ve yeni açılımlar getirebilecek herhangi bir sonucun çıkmadığı, ağırlıklı olarak bir gözetleme  ve izleme sürecinin devam edeceği kararlarının  alındığı söylemelidir.   Sonuç;  Türkiye ve AB 60 yılı aşkın ilişkiler tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. Karşılıklı güven ve inanç sarsılmıştır. Bu nedenle normal şartlarda nispeten daha kolay aşılabilecek meseleler bugün adeta stratejik sorunlara dönüşmüştür. Ortada ne bir strateji ne de ileriye yönelik bir vizyon bulunmaktadır. Kimsenin önünü görebildiğini söylemek de keza mümkün değildir.  Son dönem ilişkilerindeki bu sorunlu eşiğin ağırlık merkezini teşkil eden Türkiye-Yunanistan-Doğu Akdeniz gerginliği sürecinde de bu durum birkez daha ve açıkça ortaya çıkmıştır.   Bugün son Liderler Zirvesi kararlarına da bakarak, AB içinde Türkiye ile ilişkilerinin geleceğine dair net bir anlayışın bulunduğunu söylemek de pek kolay olmayacaktır. AB’ne yakın/orta vadede hiç gerçekçi olmayan  tam üyelik perspektifinde bahsetmek bir tarafa bu zor şartlarda ilişkilerde normalleşmenin önünün açılabilmesinin bile  yoğun çalışmalar gerektireceğini düşünüyoruz.                                                   *******
Ekleme Tarihi: 11 Nisan 2021 - Pazar
Ümit Yardım

*Ankara/Brüksel Cephesinde Yeni Bir Açılım Yok…25/26 Mart 2021 AB Liderler Zirvesi*

Türkiye’nin Avrupa ile iç içe geçmişliğinin hikayesi şüphesiz yüzyıllarla ifade edilebilirse de bunun en somut sürecini  31 Temmuz 1959’da merhum Başbakan Menderes’in Topluluğa yaptığı başvuruyla başlayan ve çeşitli aşamalardan geçerek bugünlere kadar gelen Türkiye-AB ilişkileri teşkil etmektedir.  Hiçbir zaman kolay olmayan bu ilişkilerde iniş ve çıkışlar her zaman görülmüş, çeşitli  sorunlarla karşılaşılmış,  günün şartlarına göre bunların aşılabildiği dönemler olduğu gibi sorunların giderek  ağırlaşan  sorunlar paketine  dönüşebildiğine de  şahit olunmuştur.  Bugün içinden geçmekte bulunduğumuz dönem bunlardan biridir ve bu kritik günler sorunların aşılabilmesi için her iki tarafa da  büyük sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukların başında günlük ve kısa vadeli retoriklerin populist rüzgarlarına  kapılmaksızın sağduyulu,  uzun vadeli ve  gerçekçi,  ama aynı zamanda da vizyoner kararların alınması ve  Türkiye-AB ilişkilerinin gerçek bir devlet adamlığı optiğinden değerlendirilmesi  gelmektedir. Vizyoner devlet adamlığının tarihin akışını nasıl değiştirebildiğinin görüldüğü  gibi, bunun bulunmayışının sonuçlarını gösteren bir çok örnek de mevcuttur.  Osmanlı devlet yönetim geleneğinde bu durumlar  “kaht ı  rical” ifadesiyle  açıklanır. Bir başka ifadeyle yetişmiş, tecrübeli, önünü ve geleceği görebilen  devlet adamı  eksikliği. Türkiye ve Avrupa/AB ilişkilerinin geçmişi yukarıda işaret ettiğimiz gibi çok köklüdür  ve esasen tarafların krizleri aşabilme yeteneği, tecrübesi vardır. Ve bu birikim de mevcut darboğazların aşılabilmesi yönünde en büyük ve önemli değer  olarak görülmelidir.

 

Türkiye-AB ilişkileri hemen her yönden stratejik düzeyde ele alınması gereken dosyaları içerir. Zira bunların her biri bu ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesinde etkili olacaktır. Öte yandan; bu ilişkilerin önündeki engeller de, taraflarca  yapılması gerekenler de ana hatlarıyla esasen bellidir. Bu genel görünüm içinde bu ilişkilerin geleceğinin değerlendirilmesinde göz önünde tutulması gerekli ana unsurlardan biri de; anavatan Türkiye ile  AB coğrafyasında yaşayan  milyonlarca  ülkemiz kökenli insanımız arasında AB üzerinden kurulacak sağlıklı bağların getireceği uzun vadeli kazanımlardır. Türkiye-AB ilişkilerinin bizce en stratejik yönü de bu insani boyuttur. Gerçekten de, ilişkilerin normalleştiği dönemler bu ülkelerdeki insanlarımızı da doğrudan olumlu etkilemekte, gerek anavatan gerek yeni vatanları ile bağlarını güçlendirmekte, aksine durumlarda ise huzursuzluk, yaşadıkları yerlere uyumda   zorlanma, gerginlikler doğmakta, hatta İslamfobi  ve Türkfobinin de şiddetlenerek bu krizlerden beslenebildiğine şahit olunmaktadır. Şüphesiz  ticaret ve ekonomiden karşılıklı  yatırımlara, eğitime, terörle mücadeleye   kadar  hemen her alanda yakınlaşma imkanları da  mevcuttur. Mevcut istatistiki veriler Türkiye ile küresel sistemin ABD’den sonra en büyük gücü AB  arasındaki ilişkilerin mahiyetini göz ardı edilemeyecek kadar açık şekilde ortaya koymaktadır.

 

Türkiye-AB ilişkileri ve sorunlarının genel dokusunda bir çok unsur vardır. Nihayetinde  62 yıl önce Topluluğa yapılan resmi başvuru ile başlayan ve bugünlere kadar gelen kapsamlı bir  müktesebattan bahsetmekteyiz. Bu ilişkilerin bugünkü  gündeminde yer alan dosyalardan, örneğin vize muafiyeti konusunda (E) BE Naci Koru’nun Diplomasi Günlüğü’nde akıcı bir üslupla kaleme aldığı  ve bizzat içinde yaşadığı tarihi bir süreci anlattığı “Neden Hala Avrupa Ülkelerine Vizesiz Gidemiyoruz? / Türkiye-AB Göçmen Mutabakatının Kısa Öyküsü” başlıklı yazıyı bilhassa tavsiye etmekteyiz.

 

Bugünlere doğru uzandığımızda, geçtiğimiz yaz aylarından itibaren  Doğu Akdeniz odaklı gelişmelerin Türkiye-AB ilişkilerini birkez daha tarihi bir eşiğe taşıdığı malumdur. Gerçekten de son dönem ilişkilerinde büyük krizlerin biri de D.Akdeniz’deki Türk-Yunan gerginliği ekseninde  yaşanmış, zamanla birçok başka bölgesel aktör de bu cepheleşme içinde saf tutmuştur. Bugüne kadar birçok vesileyle olduğu gibi, bu konuda da Yunanistan/ GKRY ikilisinin AB’ni Türkiye’ye karşı kışkırtma çabaları sahnede ön plandadır. Ege adaları dahil  sorunların mahiyetine, hukuki ve diplomatik yönlerine dair bazı  değerlendirmelerimizi geçtiğimiz dönemde yine Enpolitik sitesinde paylaştığımız  hatırlanacaktır. Bu bakımdan bu kısa çalışmamızda sadece  son dönem odaklı olarak dün (25 Mart 2021) yapılan son  AB Liderler Zirvesi süreci üzerinden bazı görüşlerimizi paylaşmayı  öngörmekteyiz. 

 

Bu bakımdan 25/26 Mart 2021 Liderler Zirvesini hazırlayan bazı ön gelişmeleri birkez daha  hatırlamak yararlı olacaktır.

 

I. Kritik 1/2 Ekim 2020 AB Özel Zirvesi’ne gidilirken  Doğu Akdeniz’deki deniz  yetki alanları konusunda Türkiye ile Yunanistan arasında doğan gerginlik  yaz aylarında  giderek  bölgesel bir mahiyete dönüşmüş, Türkiye; Yunanistan ve GKRY’den başka diğer bazı  bölge ve bölge dışı ülkenin de yer aldığı geniş bir cephe ile karşı karşıya kalmış, bu cephe içinde saf tutan   aktörlerden biri de (Fransa’nı öncülüğünde) AB olmuştur.

 

Bu gergin ortamın doğal bir sonucu olarak D.Karadeniz ve Türkiye  1/2 Ekim AB Liderler Zirve’sinde ele alınan ana konulardan birini teşkil etmiş, “Türkiye’nin AB üyelerinin egemenlik haklarına saygı duyması gerektiği aksi takdirde Türkiye’ye karşı bütün seçeneklerin masada olacağı” anlayışı görüşmelere hakim olmuştur.

 

Sözkonusu  AB Özel Zirvesi’nde; AB’nin D.Akdeniz  istikrar ve güvenlik ortamını stratejik önemde  gördüğü,  Türkiye’nin bölgedeki adımlarının AB’nin  çıkarlarına ve uluslararası  hukuka aykırı olduğu, AB’nin   Yunanistan ve GKRY’ ne tam destek verdiği,Türkiye’ye deniz yetki alanları sorununun  çözümü hususunda  GKRY ile diyaloga girme çağrısı yapıldığı,Türkiye ve Yunanistan arasında son olarak kararlaştırılan güven artırıcı önlemlere destek verildiği,Yunanistan ve GKRY’ne karşı  “illegal faaliyetlerin”  durması durumunda AB’nin;  Türkiye-AB ilişkilerine yönelik pozitif gündemli süreç  oluşturma kararında olduğu (Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, ticaretin kolaylaştırılması, halktan halka temaslar, yüksek düzeyli temaslar, göç konularında diyalog   vb.) buna mukabil söz konusu “ihlallerin” devamı halinde  ise AB’nin, ilgili üye ülkelerin (Yunanistan ve GKRY)  haklarını korumak amacıyla   Türkiye’ ye karşı (AB Anlaşmalarının ilgili  yaptırım maddeleri çerçevesinde yaptırımlar dahil)   her türlü aracı  kullanacağı açıklanmıştır. Bu konudaki gelişmelerin  AB Konseyi’nin 10 Aralık 2020 Zirvesi’nde  tekrar  ele alınacağı ve değerlendirileceği vb. gibi hususlar da liderler buluşmasında öne çıkarılmıştır.

 

Dolayısıyla bu aşamada Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir açılım söz konusu olmadığı, sadece AB perspektifinden bir durum tespitinden bahsedilebileceği görülmektedir.  

 

II. Öte yandan yine 2020 yılının son döneminde  Türkiye-AB ilişkileri bakımından dolaylı/ dolaysız önem taşıyan diğer bazı gelişmeler de meydana gelmiştir. Bunlar arasında aşağıdakiler bilhassa belirtilmelidir.

 

a.       Avrupa Komisyonu’nun 6 ekim 2020 günü açıkladığı 2020 yılı Genişleme Strateji Belgesi ve  Türkiye  Ülke Raporunda   Türkiye’nin (güya)D.Akdeniz’de illegal faaliyetlerde bulunduğu ve bunların  gerginliği artırdığı,  AB üyelerinin egemen haklarına saygı duyulması gerektiği vb.   görüşleri yer almış,

 

b.      Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları  19 Kasım 2020  toplantısında   Türkiye’ye karşı Yunanistan ve GKRY ile dayanışma ilan etmişler,

 

c.       Avrupa Parlamentosu’nda 26 Kasım 2020 günü  kabul edilen  (631 olumlu, 3 karşı ve 59 çekimser) Karar ise Türkiye’nin KKTC Maraş bölgesinde attığı adımları  eleştirmiş, Ada’nın birleşmesine yönelik çözümün sadece diyalog, diplomasi ve müzakerelerden geçtiği vurgulanarak AB Konseyi’ne  Türkiye’ye karşı ağır  yaptırımlar uygulama çağrısında bulunmuş,

 

d.      AB Dışişleri Bakanları Konseyi’nin 7 Aralık 2020 günü yapılan Transatlantik ilişkiler, Gürcistan, Venezuela ve Türkiye’de durum gündem maddelerinin  ele alındığı toplantısında ise, Türkiye ile ilgili “gelişmelerin değerlendirildiği” belirtilmiş, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi de Türkiye’nin “dış politikasında bugüne kadar  herhangi bir temel  değişiklik olmadığını,   Türkiye’nin durumunun 10 Aralık AB Liderler Zirvesi’nde ele alınacağını “ açıklamıştır.  

 

III.    AB Konseyi 10 Aralık 2021 Liderler Zirvesiöncesinde; çeşitli AB Liderlerinden taraflararası ilişkilerde yeterince olumlu gelişmelerin sağlanamadığı, Zirve’nin AB-Türkiye ilişkilerinin geleceği bakımından dönüm noktası olacağı türünden mesajlar da gelmiştir.

 

Yine bu ara dönemde AB Liderlerinin Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulanabileceği gibi tehditvari beyanları da sıkça görülmüş, Türk tarafı ise cevaben üst düzeyde ”...AB yaptırımlarının Türkiye’yi çok da ilgilendirmediği ” mesajlarını vermiştir.

 

a.Bu vesileyle gündeme sıkça gelen AB yaptırımlarının  ne anlam taşıdığının hatırlanması da yararlı olacaktır. Bilindiği üzere, 1 Ekim 2020 Zirvesinde AB; Türkiye’ye karşı bütün araçları kullanabileceğini açıklarken TEU (AB Anlaşması) ile TFEU (ABİA)’ nin ilgili yaptırım  maddelerine de atıfta bulunmuştur.

 

AB buradan hareketle  Dışişleri ve Güvenlik Politikaları  Yüksek Temsilcisi ve Komisyon’un ortak  önerileri ile nitelikli çoğunlukla (üye sayısının % 55’i ve de  AB nüfusunun % 65’i olacak şekilde) üçüncü ülkelere, kişilere, şirketlere, kurumlara vb.  karşı bütün  veya kısmi  olarak ekonomik-mali ilişkilerin azaltılması, durdurulması kararı alabilmektedir.

 

Bunlar özetle; seyahat yasakları, silah-hassas malzeme  ambargoları, mali varlıkların dondurulması,  ticaret yasaklamaları şeklinde olabilmektedir. Bu yaptırımlar AB vatandaşlarını ve AB’de yerleşikleri veya buralarda ticaret yapanları bağlamaktadır. Bugün için AB’nin uygulamakta olduğu 40 kadar farklı yaptırım rejimi mevcuttur. Halihazırda AB’nin Doğu Akdeniz gelişmeleriyle bağlantılı olarak  yaptırım uyguladığı bazı Türk vatandaşları da   bulunmaktadır.

 

b.Özetle verdiğimiz bu gergin  siyasi ortamda düzenlenen Zirve’nin gündeminde Covid19’a karşı eşgüdümün artırılması, iklim değişikliği, ticaret, güvenlik ve dış ilişkiler gibi maddeler yer almıştır. Ancak D.Akdeniz gelişmeleri ve AB-Türkiye ilişkilerinin geleceği maddesi  Ankara için en önemlisidir.

 

Toplantıda, Türkiye ile ilişkiler konusunda farklı görüşler arasında bir dengenin sağlanması için çaba sarfedildiği, nitekim, 10 Aralık 2020 AB Liderler Zirvesi Sonuç Bildirisine  bakıldığında;

 

-Yaptırım uygulanan Türk vatandaşları listesine bazı yeni isimlerin eklenmesi,

 

-AB Komisyonu’nun Mart 2021’e kadar Türkiye ile ilgili yeni bir Rapor hazırlaması, çok taraflı bölgesel Konferans konusunda çalışmaların  devamı ve

 

-Kıbrıs-Maraş bölgesinin açılışı nedeniyle Türkiye’nin kınanması ve AB’nin Türkiye-D.Akdeniz konularında ABD ile eşgüdüm içinde bulunması gibi hususların öne çıktığı görülmektedir.

 

IV. Öte yandan;  AB Konseyi’nin  insan hakları  alanında 7 Aralık 2020 günü ilk kez küresel ölçekte   insan hakları yaptırım rejimi tesisini öngören bir Karar alarak bir Yönetmelik kabul etmesi son derece önemli olmuştur. Bu hususun bilhassa altı çizilmeli, not edilmelidir. Zira önümüzdeki dönemde bu rejimin AB’nin dış dünya ile ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelmesi beklenmelidir. Bu düzenlemeye göre; dünyada ciddi insan hakları ihlalleri, işkence, keyfi tutuklama,  soykırım, insanlığa karşı suçlar vb. nedenleriyle ilgili şahıs, kuruluş ve devletlere karşı çeşitli AB yaptırımları uygulanacaktır.

 

Nitekim, AB Büyükelçilerinin 11 Mart 2021 toplantısında  6 ülke insan hakları ihlalleri nedeniyle yaptırıma tabi tutulması kararı alınmıştır. Bu ülkelerden biri olan  Çin’de   bazı yetkililere D.Türkistan’daki uygulamaları nedeniyle   yaptırım uygulanacaktır. Bu alanda ABD ile AB yakın işbirliği içinde de olacaklardır.

 

V. Yine AB  Liderleri’nin10 Aralık 2020   /  25 Mart 2021 Zirveleri arasındaki  dönemde;

-Türkiye-Yunanistan arasında 2 tur istikşafi görüşmeler yapılmış, (25 ocak İstanbul-16 Mart Atina) (Bu arada kullanılan terminolojinin değiştiği, 61 tur İstikşafi/Explaratory  olarak nitelen görüşmelerin bu kez Ankara’da İstişari/ Consultative olarak tanımlandığı dikkat çekmiştir)

 

-Çeşitli insan hakları raporlarında Türkiye en alt sıralarda yer almayı sürdürmüş,

 

-Kıbrıs’la ilgili önümüzdeki ay Cenevre’de BM himayesinde bir gayri resmi buluşma yapılması kararlaştırılmış,

 

-Türkiye-ABD ilişkilerinde normalleşmeye yönelik herhangi bir süreç başlatılamadığı gibi Vaşington’dan gelen çeşitli mesajlarla Türkiye hemen her alanda hedef alınmış, gerek Başkan Biden yönetiminin yetkilileri, gerek Kongre’den çeşitli gruplar eleştirilerini ve Biden’a politika telkinlerini sürdürmüş,

 

-Türkiye’nin NATO içindeki sıkıntılı durumu devam etmiş (2030 NATO Vizyon Raporu)

 

-Avrupa Parlamentosu  Genel Kurulu’nda 11 Mart 2021 günü Suriye İhtilafının 10. Yıldönümü başlığıyla kabul edilen Karar’da Türkiye’ye (keza Rejim, Rusya ve İran’a karşı)  yönelik ağır eleştiriler yer almış, Türkiye bilhassa K.Suriye’ye müdahaleleri vb. nedeniyle suçlanmış, örneğin bölgeden Y.Karabağ’a milis sevk etmekle  itham edilmiş,

 

-S400’lerin akıbeti konusu ise Türkiye-ABD-NATO ekseninde en önemli sorunlardan biri olmayı sürdürmüştür.

 

Bu dönemde belki tek olumlu gelişme  Türkiye-ABD dışişleri bakanları arasında 24 Mart 2021 günü NATO toplantısı vesilesiyle yapılan görüşme olmuştur.

 

VI.Ve nihayet 25/26 Mart 2021 AB Zirvesi.  Yukarıda  özetlenen siyasi şartlar içinde  yapılan Zirve’nin gündemi;

 

i. AB içinde;  Covid19, Tek Pazar, AB sanayi politikaları, dijital dönüşüm, ekonomi  ve

ii. Dış politika alanında da D.Akdeniz’de durum ve Rusya ile ilişkiler olarak belirlenmiştir.

 

Zirveden önce 22 Mart 2021 günü yapılan Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda da AB-Türkiye gelişmeleri, AB’nin güney komşuluk politikaları ve Türkiye gibi  önemli  gündem maddeleri de ele alınmıştır. Gündemde Rusya, Venezuela, Batı Balkanlar, Myanmar’da durum gibi başlıklar da ele alınmıştır.

 

İnsan haklarının  AB’nin önümüzdeki dönem dış politikasının önemli unsurlarından olacağını, 7 Aralık 2020’de AB Küresel İnsan Hakları Yaptırımlar Rejimi’ni kabul ettiğini yukarıda vurgulamıştık. Bu çerçevede Bakanlar toplantısında Myanmar darbesi nedeniyle ve uyguladıkları insan hakları ihlallerinden ötürü Myanmar, Eritre, Çin, Libya vb. gibi ülkelerden bazı yetkililere bu rejim temelinde yaptırım uygulanması kararı alınmıştır.

 

Yüksek Temsilci Borrellve AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve genel anlamda ilişkilerin geleceğini önümüzdeki dönemde Türkiye’nin atacağı adımlara göre şekillendirme anlayışının hakim olduğu Türkiye-AB Raporu da Yunanistan dahil üyelerce, bazı yönleri dışında,  dengeli bulunmuştur. 

 

Bir bölümüne video konferansla Başkan Biden’ın da katıldığı 25 Mart Liderler Zirvesi’nde ise iki kanallı bir Türkiye-AB ilişkiler sürecinin öngörüldüğü alınan kararlardan ve sonuç bildirisinden açıkça anlaşılmaktadır.

 

-Türkiye’nin geçtiğimiz dönemde attığı adımlardan memnuniyet duyulduğu (örneğin D.Akdeniz’de tartışmalı bölgelerde sondaj çalışmalarının durdurulması!), bu adımların sürekli olmasının ve Türkiye’nin “uluslararası hukuka uymasının” (!)  beklendiği,

 

-Bu gelişmelere göre gümrük birliğinin güncellenmesi dahil birtakım alanlarda işbirliği imkanlarının doğabileceği, aksi takdirde ise AB’nin gerekli adımları (AB yaptırımları) atabileceği,

 

-Türkiye’nin davranışlarının izleneceği ve ileride de AB Liderlerince değerlendirileceği sonuçlar arasında yer almaktadır.

 

Dolayısıyla son AB liderler zirvesinde de ilişkilerde stratejik ve yeni açılımlar getirebilecek herhangi bir sonucun çıkmadığı, ağırlıklı olarak bir gözetleme  ve izleme sürecinin devam edeceği kararlarının  alındığı söylemelidir.

 

Sonuç;  Türkiye ve AB 60 yılı aşkın ilişkiler tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. Karşılıklı güven ve inanç sarsılmıştır. Bu nedenle normal şartlarda nispeten daha kolay aşılabilecek meseleler bugün adeta stratejik sorunlara dönüşmüştür. Ortada ne bir strateji ne de ileriye yönelik bir vizyon bulunmaktadır. Kimsenin önünü görebildiğini söylemek de keza mümkün değildir.  Son dönem ilişkilerindeki bu sorunlu eşiğin ağırlık merkezini teşkil eden Türkiye-Yunanistan-Doğu Akdeniz gerginliği sürecinde de bu durum birkez daha ve açıkça ortaya çıkmıştır.

 

Bugün son Liderler Zirvesi kararlarına da bakarak, AB içinde Türkiye ile ilişkilerinin geleceğine dair net bir anlayışın bulunduğunu söylemek de pek kolay olmayacaktır. AB’ne yakın/orta vadede hiç gerçekçi olmayan  tam üyelik perspektifinde bahsetmek bir tarafa bu zor şartlarda ilişkilerde normalleşmenin önünün açılabilmesinin bile  yoğun çalışmalar gerektireceğini düşünüyoruz.

 

                                                *******

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ipekyoluhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
( (